<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE &#8211; T&Uuml;RKİYE EŞİTLİKLE KALKINMAK MECBURİYETİNDEDİR!</title>
	<atom:link href="https://sanayilesmeliyiz.com/turkiye-ekonomisi-ve-politik-cerceve/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sanayilesmeliyiz.com</link>
	<description>T&#220;RKİYE EŞİTLİKLE SANAYİLEŞMEK MECBURİYETİNDEDİR!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 May 2026 08:41:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/cropped-SITE-SIMGESI-sanayilesmeliyiz.com_-32x32.png</url>
	<title>C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE &#8211; T&Uuml;RKİYE EŞİTLİKLE KALKINMAK MECBURİYETİNDEDİR!</title>
	<link>https://sanayilesmeliyiz.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kalkınmanın Gizli Anahtarı: Tarifeler ve Ortodoks Kuşatma</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/kalkinmanin-gizli-anahtari-tarifeler-ve-ortodoks-kusatma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 08:12:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.4. Dış Ticaret ve Küresel Entegrasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=13781</guid>

					<description><![CDATA[Trump’ın serbest ticaret bağını kestiği bir dünyada, Türkiye kendi kalkınma anahtarını nasıl kullanmalı? Gümrük Birliği engeli ve Ortodoks iktisat vitrininin ardındaki gerçekler.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Kalkınmanın Gizli Anahtarı: Tarifeler ve Ortodoks Kuşatma</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Donald <strong>Trump</strong>, attığı radikal adımlarla Türkiye ekonomisinin serbest ticaretle olan göbek bağını kesmiştir. Öte yandan, geçmişte Türk sanayisinin gelişiminde yapısal bir engel teşkil eden <strong>Gümrük Birliği</strong> nedeniyle, ihracat pazarlarımızla olan stratejik bağımız bugün halen varlığını korumaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden, yeni dünya düzeninde Avrupa Birliği’nin en temel sorunlarından biri, yükselen Türk sanayisi olacaktır. Bu noktada AB&#8217;nin duymuş olduğu derin kaygıyı doğru analiz etmek gerekir. Nitekim AB Komisyonu Başkanı <strong>Ursula von der Leyen</strong>&#8216;in şu beyanı, bu jeopolitik çekinceyi açıkça ortaya koymaktadır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki; Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak unutulmamalıdır ki; <strong>gümrük tarifeleri</strong> tek başlarına bir ülkenin kalkınması için yeterli değildir; onlar kalkınma yolculuğunda kullanılan geniş araç setinin sadece bir parçasıdır. Yalnızca fiyat istikrarı sağlanınca ülkenin kendiliğinden kalkınacağı hayaline kapılan <strong>&#8220;ortodoks&#8221;</strong> yaklaşım gibi, gümrük tarifeleri gelince kalkınmanın otomatik olarak gerçekleşeceği yanılgısına da düşülmemelidir. Tarifeler; serbest ticaret altında tıkanan üretim politikalarının yeniden işler hale gelmesini sağlayan stratejik bir <strong>anahtardır.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Merdiveni Tekmelemek: Tarihsel Tekerrür</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün gelişmekte olan ülkelere &#8220;serbest ticaret&#8221; ve &#8220;ortodoks politikalar&#8221; dayatan küresel güçlerin kendi tarihleri, bugünkü söylemleriyle tamamen çelişmekte olduğu unutulmamalıdır. Ha-Joon Chang&#8217;ın ifadesiyle, bu güçler zirveye ulaştıktan sonra başkalarının tırmanmasını engellemek için &#8220;merdiveni tekmelemektedirler.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD Başkanı Ulysses S. Grant&#8217;ın (1868-1876) şu sözleri, bu tarihsel ikiyüzlülüğü açıkça ortaya koymaktadır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">&#8220;İngiltere, asırlar boyunca korumacılığa dayanmıştır; hatta korumacılığı en uç noktaya kadar götürüp bundan tatmin edici sonuçlar elde etmiştir. Hiç kuşkusuz, İngiltere bugünkü gücünü bu sisteme borçludur. İki yüzyıl sonra, İngiltere serbest ticareti kendi işine geldiği için benimsemiştir çünkü korumacılığın artık ona getirebileceği fazla bir şey kalmadığını düşünmektedir. Pekala, o zaman, beyler, ülkem hakkındaki bilgilerim beni 200 yıl içinde Amerika’nın da korumacılıktan elde edebileceği şeyleri elde ettikten sonra serbest ticarete geçeceğine inandırmaktadır.&#8221;</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(Kaynak: Frank, 1967: 164’ten aktaran Ha-Joon Chang, Merdiveni Tekmelemek: Tarihi Bir Perspektif İçinde “İyi Politikalar” ve “İyi Kurumlar”, <strong><em>Neoliberal Küreselleşme ve Kalkınma</em>, <em>Fikret Şenses</em>, <em>s.99</em></strong>)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu geçiş döneminde ortodoks düşünce, aslında yalnızca bir <strong>vitrinden</strong> ibarettir ve zamanı geldiğinde bir kenara bırakılacaktır. Ancak diğer yandan Batı siyaseti, Türkiye’nin kalkınma hamlelerini dizginlemek amacıyla bu ortodoks dünya görüşünü farklı biçimlerde canlı tutmak için elinden geleni yapacaktır. Bu asla hafife alınmamalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Piyasanın İnsafı mı, Ekonomi Politikasının Tercihi mi?</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/piyasa-mekanizmasi-mi-ekonomi-politikasi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 19:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.2. Ekonomi Politikası Eleştirileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=13703</guid>

					<description><![CDATA[Ekonomik göstergelerin beklenen tepkiyi vermediği bir dönemde, geleneksel yöntemlerin (faiz artışı/azalışı) neden işlevsiz kaldığını sorguluyoruz. Bu yazı, "piyasa disiplini" ile "toplumun korunması" arasındaki ince çizgiyi ve çözümün sistemin kendisinde olup olmadığını tartışmaya açıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-7b7f38db30fbe7bacb7253023bf8a4c9">Piyasanın İnsafı mı, Ekonomi Politikasının Tercihi mi?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Tuhaf bir durumla karşı karşıyayız; piyasa bu kez alışılmışın dışında sonuçlar üretiyor. Temel soru şu: Buradaki asıl sorumlu ekonomi politikaları mı, yoksa serbest piyasa mekanizmasının ta kendisi mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer sorun politikalardaysa, seçenekler kısıtlıdır. Faizi ya artırırsınız ya da düşürürsünüz. Faiz düştüğünde sonuç alınamıyor, yükseltildiğinde de bir iyileşme görülmüyorsa geriye ne kalır? Çaresizce piyasanın bize insaf etmesini mi bekleyeceğiz? Bu bekleyiş belki bir yıl, belki on, belki de otuz yıl sürecek&#8230;</p>



<figure data-wp-context="{&quot;imageId&quot;:&quot;6a37058574724&quot;}" data-wp-interactive="core/image" data-wp-key="6a37058574724" class="wp-block-image size-large is-resized wp-lightbox-container"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="506" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on--click="actions.showLightbox" data-wp-on--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on--pointerdown="actions.preloadImage" data-wp-on--pointerenter="actions.preloadImageWithDelay" data-wp-on--pointerleave="actions.cancelPreload" data-wp-on-window--resize="callbacks.setButtonStyles" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/Piyasanin-Insafi-mi-Politikanin-Tercihi-mi-Birikimli-Varlik-Ediniminin-Birikimli-Yukumluluge-Orani-1992-2026-Subat-1024x506.png" alt="Graph showing wealth accumulation trends over time." class="wp-image-13701" style="width:1024px"/><button
			class="lightbox-trigger"
			type="button"
			aria-haspopup="dialog"
			data-wp-bind--aria-label="state.thisImage.triggerButtonAriaLabel"
			data-wp-init="callbacks.initTriggerButton"
			data-wp-on--click="actions.showLightbox"
			data-wp-style--right="state.thisImage.buttonRight"
			data-wp-style--top="state.thisImage.buttonTop"
		>
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewBox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z" />
			</svg>
		</button><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://evds3.tcmb.gov.tr/tumSeriler" data-type="link" data-id="https://evds3.tcmb.gov.tr/tumSeriler" target="_blank" rel="noopener">TCMB-EVDS</a>-Ödemeler Dengesi</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, asıl aksaklık serbest piyasa mekanizmasındaysa. Faiz kararları her iki yönde de işlevini yitirmişse, sistemin temelinde bir sorun var demektir. Bu noktada piyasanın görünmez eline teslim olmaktan vazgeçilip toplumun doğrudan korumaya alınması gerekebilir. Belki de bu, piyasa mekanizmasının otoritesini sorgulama ve onu devre dışı bırakma vaktinin geldiğini gösteriyordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klasik Faiz Teorisi ve Likidite Teorisi: Türkiye&#8217;de Faiz Nedir? KKM Nedir?</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/turkiyede-faiz-nedir-kkm-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 19:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=12936</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ekonomisinde faiz oranının ne olduğu, ne klasik teori ne de Keynesyen teori tarafından açıklanabilmektedir. Çünkü Türkiye’de faiz, bir yandan yurt içi yerleşiklerin yabancı para (YP) mevduatından vazgeçmelerinin bedelini, diğer yandan ise yabancı yatırımcıları Türk varlıklarını almaya teşvik etmenin maliyetini ifade etmektedir. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Klasik Faiz Teorisi ve Likidite Teorisi: Türkiye&#8217;de Faiz Nedir?</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-c69e76ffe704108270ef05c9ded4304d">Klasik Faiz Teorisi ve Likidite Teorisi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Klasik teoride faiz, bugünkü tüketimden vazgeçmenin bir bedelidir. İktisadi aktör, tasarruflarını bugün tüketmek yerine yatırım yapacak birine borç verdiğinde, bu &#8220;fedakârlığının&#8221; karşılığı olarak faiz geliri elde eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keynes’in “Genel Teori”sinde faiz, likiditeden vazgeçmenin, yani parayı banknot biçiminde elimizde–cebimizde–kasamızda tutmaktan vazgeçmenin bedelidir. İnsanların tasarruflarını para biçiminde elinde–cebinde–kasasında tutma isteği ne kadar yoğunsa, insanların paralarından ayrılmak için isteyeceği faiz oranı da o kadar yüksek olur. </p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c0911c4a110585682be0ef1b26b2c0c">Türkiye&#8217;de Faiz Nedir?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde faiz oranının ne olduğu, ne klasik teori ne de Keynesyen teori tarafından açıklanabilmektedir. Çünkü Türkiye’de faiz, bir yandan yurt içi yerleşiklerin yabancı para (YP) mevduatından vazgeçmelerinin bedelini, diğer yandan ise yabancı yatırımcıları Türk varlıklarını almaya teşvik etmenin maliyetini ifade etmektedir. Bireylerin ve firmaların finansal tasarruflarını YP varlıklarında tutma isteği ne kadar güçlüyse, bu varlıklardan vazgeçmeleri için talep edecekleri faiz oranı da o ölçüde yüksek olacaktır. Benzer şekilde yabancıların Türk varlıklarına yatırım yapma isteği ne kadar düşükse talep edecekleri faiz oranı da o ölçüde yüksek olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-bd6e9acef6ff138b6630465d8aad20c5">Belirsizlik</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Belirsizliklerin ortadan kaldırıldığı ya da belirsizliğin yol açacağı kayıpların herhangi bir biçimde telafi edildiği bir durumda, Keynes’in likidite tercih teorisi işlevsiz hâle gelir. Çünkü Keynesyen çerçevede para talebinin temel belirleyicisi belirsizliktir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-cd43925f750d7f6547944484ff43990c">KKM Nedir?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de yabancı para (YP) varlık talebinin iki temel nedeni vardır. Bunlardan ilki, enflasyon ve döviz kuru artışlarına karşı korunma güdüsüdür. Bireyler ve şirketler, enflasyonun ve döviz kurundaki artışların tasarrufların satın alma gücünü aşındırıcı etkisinden korunmak amacıyla YP varlıklara yönelirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci neden ise, YP borçlu firmaların ya da dış ticarete konu sektörlerde faaliyet gösteren firmaların risk yönetimi ihtiyacıdır. YP borçlu firmalar, borçları kadar YP varlık bulundurarak döviz kuru artışları karşısında ortaya çıkabilecek zararları sınırlamayı amaçlarlar. Bu firmaların YP cinsinden borçlanmasının temel gerekçesi de risk yönetimidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/turkiye-icin-enflasyon-uzerine-bir-deneme/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://sanayilesmeliyiz.com/turkiye-icin-enflasyon-uzerine-bir-deneme/" rel="noreferrer noopener">Dış ticarete konu olan sektörlerde fiyatlar, küresel fiyatların döviz kuru ile çarpımı şeklinde oluştuğu için,</a> döviz kurundaki düşüşler bu firmaların ulusal para birimi cinsinden gelirlerini azaltır. Bu nedenle, söz konusu sektörlerde faaliyet gösteren firmalar ulusal para birimiyle borçlanmak yerine YP cinsinden borçlanarak gelirleri ile borçları arasında uyum sağlamayı tercih ederler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde enflasyon, <a href="https://sanayilesmeliyiz.com/hanehalki-nihai-tuketiminde-dis-ticarete-konu-sektorlerin-payi-2012-2023/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://sanayilesmeliyiz.com/hanehalki-nihai-tuketiminde-dis-ticarete-konu-sektorlerin-payi-2012-2023/" rel="noreferrer noopener">TÜFE sepetinin dış ticarete konu olma derecesinin yüksekliği</a> nedeniyle büyük ölçüde döviz kuru tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla enflasyona ilişkin belirsizlik, esasında döviz kuruna ilişkin belirsizliktir. Tam da bu noktada Kur Korumalı Mevduat (KKM) mekanizması devreye girmektedir. KKM, TL mevduat sahiplerini faiz oranlarının üzerinde gerçekleşebilecek döviz kuru artışlarına karşı korumayı amaçladığı için belirsizliği ortadan kaldırıcı bir işlev görmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belirsizliklerin azalmasıyla birlikte YP varlıklara olan talep gerilediğinden, döviz kuru üzerindeki artış baskısı da zayıflamaktadır. Bu nedenle, belirsizliğin ortadan kalktığı bir ortamda yukarıda açıklanan biçimiyle YP varlık talebine dayalı açıklama da—Keynes’in likidite tercih teorisine benzer şekilde—işlevini yitirmektedir. YP varlık talebinin bu anlamda çözülmesi, faiz oranlarını kısıtlayıcı unsurlardan arındırmakta ve faizlerin ekonomik ihtiyaçlar doğrultusunda belirlenebilmesine imkân tanımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Bir Not: Tüketim Davranışları ve Yeni Bir Analiz İhtiyacı</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/tuketim-davranislari-faiz-politikasi-ve-yeni-makro-analiz-ihtiyaci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 18:52:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=9805</guid>

					<description><![CDATA[Bugünkü ekonomik görünümde tüketimin yapısı klasik modellerle kolayca açıklanamıyor. Gözlemler, tüketimin ya dip seviyelere yaklaşmış bir taban kesim tarafından sürüklendiğini ya da yüksek gelirli bir grubun varlık etkisiyle çılgınca tüketime devam ettiğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Son Bir Not: Tüketim Davranışları ve Yeni Bir Analiz İhtiyacı</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bugünkü ekonomik görünümde tüketimin yapısı klasik modellerle kolayca açıklanamıyor. Gözlemler, tüketimin ya <strong data-start="381" data-end="425">dip seviyelere yaklaşmış bir taban kesim</strong> tarafından sürüklendiğini ya da <strong data-start="458" data-end="537">yüksek gelirli bir grubun varlık etkisiyle çılgınca tüketime devam ettiğini</strong> gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Faiz artışları karşısında tüketimde ciddi bir düşüş yaşanmıyorsa, bunun altında yatan zaten harcayacak gücü kalmamış milyonlarca insanın olduğu bir yapı vardır, ya da faizden fayda sağlayan bir zümrenin artan sermaye gelirleriyle talebi canlı tuttuğu bir yapı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer ilk durum geçerliyse, yani ekonomi zaten &#8220;taban&#8221;da bir tüketim seviyesindeyse, yüksek faiz politikasını bu kadar uzun süre devam ettirmenin <strong data-start="955" data-end="1003">ekonomik ve sosyal bir karşılığı olmayabilir</strong>. Eğer ikinci durum geçerliyse, yani servet sahibi kesimin gelirleri faizle birlikte arttıysa, <strong data-start="1098" data-end="1194">yüksek faiz politikası, harcamaları kısmak yerine daha da teşvik eden bir yapıya dönüşebilir</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle, <em>mevcut ekonomik dinamiklerin derinlemesine ve güncel verilerle yeniden analiz edilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye ekonomisinin yeni koşullarına uygun, gerçekçi ve etkili politika üretimi için <strong data-start="1400" data-end="1451">yeniden bir makroekonomik durum değerlendirmesi</strong> yapılması gereklidir.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalkınmayı Kaynak Eksikliği Değil, Dogmatik İktisat Eğitimi Engelliyor</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/kalkinmayi-kaynak-eksikligi-degil-dogmatik-iktisat-egitimi-engelliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 12:16:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.3. Kurumsal Yapı ve İktisat Anlayışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=12826</guid>

					<description><![CDATA[Kalkınmayı Kaynak Eksikliği Değil, Dogmatik İktisat Eğitimi Engelliyor Türkiye’nin kalkınmasının önünde esasen bir kaynak sorunu yoktur. Ne parasal kaynaklarda, ne teknik kapasitede, ne de beşerî sermayede aşılması imkânsız bir eksiklikten söz edebiliriz. Buna karşın, üniversitelerdeki iktisat müfredatı; tüm bu kaynakların eksikliğinin yaratabileceği sorunlardan daha derin, daha yapısal bir engel oluşturmaktadır. Bu sorun çözüme kavuşturulmadıkça, siyasetçilerin kendi kalkınma politikalarına “bilinçli ve teorik temeli olan” bir destek beklemeleri gerçekçi değildir. Hatta kendi siyasi kadrolarından bile böyle bir uyum beklememeleri gerekir; çünkü mevcut müfredat, bu politikaların yanlış olduğu fikrini daha eğitim sürecinde içselleştirmektedir. Türkiye’deki iktisat eğitimi, bu anlamda bir tür dogmatik yönlendirme mekanizmasına ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Kalkınmayı Kaynak Eksikliği Değil, Dogmatik İktisat Eğitimi Engelliyor</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin kalkınmasının önünde esasen bir kaynak sorunu yoktur. Ne parasal kaynaklarda, ne teknik kapasitede, ne de beşerî sermayede aşılması imkânsız bir eksiklikten söz edebiliriz. Buna karşın, üniversitelerdeki iktisat müfredatı; tüm bu kaynakların eksikliğinin yaratabileceği sorunlardan daha derin, daha yapısal bir engel oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sorun çözüme kavuşturulmadıkça, siyasetçilerin kendi kalkınma politikalarına “bilinçli ve teorik temeli olan” bir destek beklemeleri gerçekçi değildir. Hatta kendi siyasi kadrolarından bile böyle bir uyum beklememeleri gerekir; çünkü mevcut müfredat, bu politikaların yanlış olduğu fikrini daha eğitim sürecinde içselleştirmektedir. Türkiye’deki iktisat eğitimi, bu anlamda bir tür dogmatik yönlendirme mekanizmasına dönüşmüş durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Türkiye’de dört yıl iktisat eğitimi alan bir öğrenci, mezun olduğunda Türkiye ekonomisinin yapısına, sektör dinamiklerine, tarihsel kalkınma deneyimine veya sanayi politikalarına dair elle tutulur bir bilgiye sahip olmadan hayata başlıyor. Bu, başlı başına bir çelişkidir ve açık bir irrasyonelliktir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası, Türkiye’de kalkınma tartışmasının önündeki en büyük engel, kaynak kıtlığı değil; iktisadi düşüncenin nasıl öğretildiği ve bu düşüncenin toplumsal karar alma süreçlerini nasıl şekillendirdiğidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neoliberal Kurumlarla Korumacılığı Harmanlama Çıkmazı: Küresel Panik ve Ulusal Ekonomi Yanılsaması</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/neoliberal-kurumlarla-korumacilik-cikmazi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 22:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.2. Ekonomi Politikası Eleştirileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=12498</guid>

					<description><![CDATA[Aslında endişe verici olan korumacılığın kendisi değil; ortodoks iktisadi düşünce ve kurumlarla korumacılığı aynı anda uygulamaya kalkışmak. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Neoliberal Kurumlarla Korumacılığı Harmanlama Çıkmazı: Küresel Panik ve Ulusal Ekonomi Yanılsaması</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya bugün panik hâlinde <strong>neoliberal düşün dünyasının kavramları ve kurumlarıyla</strong> hareket etmeye devam ederken, aynı zamanda hızla <strong>korumacılığa</strong> yöneliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında endişe verici olan korumacılığın kendisi değil; <strong>ortodoks iktisadi düşünce ve kurumlarla korumacılığı aynı anda uygulamaya kalkışmak</strong>. Bu iki yaklaşım, biri küresel sermaye mantığına, diğeri ulusal üretim kapasitesini korumaya ve geliştirmeye dayanır, bir araya geldiğinde derin bir çelişki doğuruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesi bir ortamda şu sorular giderek daha belirginleşiyor:<br><strong>Küreselleşme döneminin yetiştirdiği, küresel entegrasyonla biçimlenmiş insan kaynağıyla ulusal ekonomiler nasıl inşa edilecek?</strong><br>Bu gerçekten büyük bir tutarsızlık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve daha önemlisi:<br><strong>Sermaye hareketlerini nereye koyacağız?</strong><br>Korumacılık artarken sermaye mobil kalırsa, politika seti bütünlüğü dağılır; sermayeyi sınırlarsak da mevcut küresel finans mimarisiyle çelişiriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugünün asıl “çılgınlığı” tam da bu: <strong>Neoliberal kurumlarla ulusal kalkınma hedefleri arasında sıkışmış bir ekonomik yön arayışı.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Politik İktisatçılar Sahneye mi Çıkıyor: Türkiye Ekonomisinde Sessiz Uzlaşmanın İşaretleri</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/politik-iktisatcilar-sahneye-mi-cikiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 21:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.2. Ekonomi Politikası Eleştirileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=12229</guid>

					<description><![CDATA[Sezgilerime göre — eğer aceleci bir yargıda bulunmuyorsam — Politik İktisatçılar ile İktisatçılar arasındaki tartışmada hükümet, giderek Politik İktisatçılara alan açıyor gibi görünüyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Politik İktisatçılar Sahneye mi Çıkıyor: Türkiye Ekonomisinde Sessiz Uzlaşmanın İşaretleri</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Sezgilerime göre — eğer aceleci bir yargıda bulunmuyorsam — <strong>Politik İktisatçılar ile İktisatçılar arasındaki tartışmada hükümet, giderek Politik İktisatçılara alan açıyor</strong> gibi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu <strong>örtük uzlaşmanın</strong> filizleri nasıl ortaya çıktı? Sanırım <strong>KKM tartışması</strong> bu konuda bazı şeyleri açığa çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincisi, şöyle bir yaklaşımın güç kazandığı anlaşılıyor:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Sana siyaseten muhalif olabilirim; ancak bana göre doğru bir ekonomi politikası izliyorsan, bunu ortodoks iktisatçılara karşı şiddetle savunurum. Siyasi konumum bunu değiştirmez.”</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi, <strong>hükümet tarafında bir farkındalık oluşmuş olabilir:</strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Ortodoks olmayan politikalar uyguladığımızda, bunları kamuoyuna ikna edici biçimde anlatabilecek güçlü bir ekonomi politik aklımız yok. Bu nedenle ortodoks iktisatçıların eleştirileri karşısında savunmasız kalıyoruz.”</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum KKM sürecinde belirginleşmiş görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçüncüsü ise, yine hükümetin perspektifinde şu düşünce yer etmiş olabilir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“2013’ten bu yana özellikle 2017&#8217;den sonra ekonomik ve küresel koşullar bizi ortodoks politikaların dışına itiyor. Artık bu zorlamayla daha açık ve kalıcı biçimde yüzleşiyoruz — ve muhtemelen yüzleşmeye devam edeceğiz.”</p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Kalkınmasız Sanayileşme Hayali</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/turkiyenin-kalkinmasiz-sanayilesme-hayali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 20:28:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=12120</guid>

					<description><![CDATA[Ne yazık ki Türkiye ekonomisinin temelleri ve kurumları, iyimser bir yorumla bile sanayileşmeyi önceleyen; kalkınmayı ise kadere bırakan bir anlayış üzerine inşa edilmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">TÜRKİYE&#8217;NİN KALKINMASIZ SANAYİLEŞME HAYALİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yanlış cevaplar verse de Osmanlı’nın bildiği, ancak günümüz Türkiye’sinin unuttuğu temel gerçek şu:<br><strong>Kalkınma olmadan sanayileşme olmaz.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğru bir kalkınma yoluna girilmediği sürece sanayileşme sadece bir hayalden ibarettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayileşme, doğru bir kalkınma yolunun <strong>sonucu</strong> olarak ortaya çıkar; onun <strong>başlangıç noktası</strong> değildir.<br>Kalkınma ise, bir yatırım ya da üretim sürecinden öte, <strong>toplumsal bir dönüşüm meselesidir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki bizlere —özellikle iktisat eğitimi alanlara— üniversitede kalkınmanın, sanayileşmeden <strong>sonra</strong> gelen bir evre olduğu örtük biçimde anlatılır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Önce sanayileşeceğiz, sonra kalkınacağız.”</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düşünce, iktisadi tarih ve gerçeklik açısından büyük bir yanılgıdır.<br>Bu varsayım, gelişmiş ülkelerin tarihini <strong>tersinden okumamızın</strong> bir sonucudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa tarih bize şunu öğretir:<br><strong>Sanayileşme, kalkınma sürecinin bir çıktısıdır; onun sebebi değil.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki Türkiye ekonomisinin temelleri ve kurumları, iyimser bir yorumla bile <strong>sanayileşmeyi önceleyen; kalkınmayı ise kadere bırakan</strong> bir anlayış üzerine inşa edilmiştir.<br>Bu nedenle, gerçek bir sanayileşme hamlesinin önceliği <strong>bu temelleri ve kurumları dönüştürmek</strong> olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu, Niyazi Berkes’in de vurguladığı gibi, kolay bir iş değildir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Yeni yöntemler, yeni teknikler, geleneksel kurumlar çerçevesinde yürütülemeyecektir.<br>Yeni kurumlar, yeni bir insan, yeni bir eğitim, yeni bir düşün biçimi isteyen bir iştir.”<br><em>(Niyazi Berkes, <strong>Teokrasi ve Laiklik</strong>, s.39)</em></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><br></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2018 İle 2023 Dönemi Faiz Artışlarının Türkiye Ekonomisine Etkisi</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/2018-ile-2023-donemi-faiz-artislari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2024 19:07:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=8348</guid>

					<description><![CDATA[2018 ve 2023 yıllarında uygulanan faiz artışları, Türkiye ekonomisinde farklı etkiler yarattı.
Bu yazıda, iki dönemin para politikaları üretim, istihdam ve borçluluk açısından karşılaştırılıyor.
Neden 2018’de sert bir durgunluk yaşanırken, 2023’te ekonomi daha dirençli kaldı?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-459f24ccbb2a091ce1f83a3c6bb7ee0c">ÖZET</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda, <strong>2018 ile 2023 dönemi faiz artışlarının Türkiye ekonomisine etkileri</strong> karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Her iki yılın faiz politikaları, üretim, istihdam ve borçluluk üzerindeki sonuçları açısından önemli farklılıklar göstermiştir.2018&#8217;deki faiz artışı sonrasında üretim ve istihdamda hızlı bir daralma yaşanırken, 2023 yılında uygulanan faiz artışlarında ekonomi uzun süre dayanıklılığını korudu. Bu farklılığın arkasındaki temel neden ele alınacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-ca3eb812416107b0a578c6335dd9ac5d">GİRİŞ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde faiz artışları genellikle ekonomik yavaşlamanın habercisi olarak görülür. 2018 yılında yaşanan faiz artışı sonrası üretim ve istihdamda ciddi kayıplar yaşandı. Ancak 2023 yılında benzer bir faiz artışı süreci yaşanmasına rağmen, ekonomi bu kadar hızlı etkilenmedi. Peki, bu farkın nedeni neydi?</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-9000fa7dcc3e294a83e1d627dc3e8711">2018 İLE 2023 DÖNEMİNDE FAİZ ARTIŞLARI</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde para politikalarının uygulanış biçimi ve etkileri, yalnızca oran değişiklikleriyle değil, bu değişimlerin hangi koşullarda gerçekleştiğiyle de yakından ilişkilidir. 2018 ve 2023 yıllarındaki faiz artış süreçleri, bu bağlamda oldukça dikkat çekici bir karşılaştırma sunar.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-e309062cbaf6ed176de053587470f4a3">2018: Politika Faizi Yükseldi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Ekim 2016’da enflasyon %7,16 iken, 1 Hafta Repo Faiz Oranı 25 Kasım 2016’da %7,50’den %8’e yükseltildi. Bu oran Mayıs 2018’e kadar sabit kaldı. Ancak1 Haziran 2018’de %16,50’ye, 8 Haziran 2018’de ise %17,75’e yükseltildi ve son olarak 14 Eylül 2018’de faiz oranı %24’e çıkarıldı. Böylece 1 Hafta Repo Faiz Oranı (politika faiz oranı) 4 ayda %8’den %24’e yükselmiş oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört ay içinde politika faizi üç aşamada yükseltilerek %24 seviyesine çıkarılması görünürde çok sert bir faiz artışı gibi okunabilir. Ancak sadece politika faizine odaklanmak, yanıltıcı bir izlenim yaratabilir. Çünkü o dönemde politika faizi politika faizi olma özelliğini kaybetmişti. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere <strong>TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM)</strong> dikkate alındığında 2018 yılında sert bir faiz artışı yapılmadığı görülür. Çünkü 2018 yılında TCMB Ağırlıklı Fonlama Maliyeti genel olarak enflasyon oranıyla paralel ancak <strong>enflasyon oranının üzerinde</strong> seyretmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-59daa3db2e2e2966f20ff1934962c5f9">2023: Politika Faizi Yükseldi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2023 Mayıs ayında %8,50 olan 1 Hafta Repo Faiz Oranı, Haziran’da %15’e, Temmuz’da %17,50’ye, Ağustos’ta %25’e çıkarılmış; sonrasında her ay %5 puan artırılarak Kasım 2023’te %40’a ulaşmıştır. Aralık 2023’te %42’ye, Ocak 2024’te %45’e ve Mart 2024’te %50’ye yükseltilmiştir. Bu dönemde 1 Haftalık Repo Faiz Oranı ile TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti beklenildiği üzere paralel seyretmiştir. Ancak bu dönemin temel özelliği TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetinin çoğu zaman <strong>enflasyonun belirgin biçimde altında</strong> kalmasıdır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1-Haftalik-Repo-Faiz-Orani-Yillik-Enflasyon-Orani-ve-TCMB-Agirlikli-Ortalama-Fonlama-Maliyeti.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1-Haftalik-Repo-Faiz-Orani-Yillik-Enflasyon-Orani-ve-TCMB-Agirlikli-Ortalama-Fonlama-Maliyeti-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9747" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">2018 yılı ile 2023 yılı faiz artış dönemleri karşılaştırıldığında, 2018’de uygulanan para politikasının en başından itibaren çok daha sıkı olduğu açıkça görülmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-45fd3dc7dead14edf3deb98505f55e81">ÜRETİM VE İSTİHDAM: FAİZ ARTIŞINA EKONOMİNİN TEPKİSİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda belirttiğimiz üzere 1 Haftalık Repo Faizi 2018 yılı ikinci çeyreğin son ayı olan Haziran ayında %17,75’e ve üçüncü çeyreğin son ayı olan Eylül’de %24’e yükseltilmişti. Faiz artış sürecinin tamamlanmasından sonraki ilk çeyrekte yani 2018 yılı dördüncü çeyreğinde (12.2018) ekonomi bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %2,6 küçüldü. 2018 yılı son çeyreğindeki ekonomik daralma 2019 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde de devam etti. İstihdamdaki düşüş kovid krizinin de etkisiyle 2020 yılı dördüncü çeyreğine kadar devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2023 yılı ikinci çeyreğinin son ayı olan Haziran ayında başlayan faiz artırım süreci 2024 yılı ilk çeyreğinin son ayı olan Mart ayında son bulmuştur. Faiz artışının tamamlanmasının üzerinden iki çeyrek geçmesine rağmen bir önceki yılın aynı çeyreğine göre üretimde ve istihdamda düşüş görülmemiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-GSYH-Buyume-Orani-.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-GSYH-Buyume-Orani--1024x724.png" alt="" class="wp-image-9748" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/3-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-Istihdam-Buyumesi.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/3-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-Istihdam-Buyumesi-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9749" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki yılın aynı çeyreğine göre üretim ve istihdamda daralma görülmemiş olsa da &#8220;Mevsim ve Takvim Etkisinden Arındırılmış GSYH&#8221; verilerine göre bir önceki çeyreğe göre 2024 yılı ikinci ve üçüncü çeyreğinde küçük gerilemeler yaşanmıştır. Ancak &#8220;Mevsim Etkisinden Arındırılmış İstihdam&#8221; verisine göre bir önceki çeyreğe göre istihdamda bir kayıp yaşanmamıştır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/4-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis-Istihdam-Milyon-Kisi-ve-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindrilmis-GSYH-Endeksi-2009100-.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/4-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis-Istihdam-Milyon-Kisi-ve-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindrilmis-GSYH-Endeksi-2009100--1024x724.png" alt="" class="wp-image-9751" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-04badebcc75b3ad250e705fe9a6daf71">2018 VE 2023 YILLARINDA EKONOMİNİN DAYANDIĞI TEMELLER</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda faiz oranlarındaki başlangıç koşulları ve faiz artırım sürecindeki farklılıklar ile üretim ve istihdamın 2018 yılı ve 2023 yılı faiz artışına verdiği farklı tepkileri incelendi. Fakat söz konusu iki dönemdeki ekonomik gidişattaki farklılık sadece faiz oranlarının başlangıç noktasındaki ve artırım sürecindeki farktan kaynaklanmıyordu. Ekonominin dayandığı koşullar da birbirinden farklıydı. Bu koşullardaki farklılık 2018 yılını daha kırılgan hale getirirken 2023 yılını daha dirençli hale getirdi.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-ad4eb8cdc2a5b17498f5967259cfce53">Kredi Piyasası ve Borçluluk Dinamikleri: İki Dönemin Farkı</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2018&#8217;de bireysel kredilerin GSYH&#8217;ye oranı %15&#8217;e, tüzel kredilerinin oranı ise %49&#8217;a yakındı. <br>2023 yılına gelindiğinde tablo değişmişti. 2023 yılı ikinci çeyreğinde bireysel kredilerin GSYH&#8217;ye oranı %11&#8217;in altına düştü, tüzel kredileri ise %36 seviyelerine gerilemişti.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/5-Finans-Disi-Kredilerin-GSYHye-Orani.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/5-Finans-Disi-Kredilerin-GSYHye-Orani-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9752" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Tüketici faiz oranları ile tüzel kredi faiz oranlarında da iki dönem arasında belirgin bir farklılık vardı. 2018 yılı ve öncesinde genel olarak tüketici ve ticari kredi faizleri enflasyonun üzerinde seyretmiştir ve iki faiz arasında fark küçüktür. 2023 yılında ise firmalar 2018 yılına kıyasla ayrıcalıklı faiz oranlarından faydalanmışlardır: Bireysel krediler ile ticari kredi faiz oranları arasındaki fark oldukça yüksektir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/6-Bankalarca-Verilen-TL-Kredilere-Uygulanan-Faiz-Oranlari-ve-Yillik-Enflasyon-Orani-.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/6-Bankalarca-Verilen-TL-Kredilere-Uygulanan-Faiz-Oranlari-ve-Yillik-Enflasyon-Orani--1024x724.png" alt="" class="wp-image-9753" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Ayrıcalıklı faiz oranının bir diğer yüzü de YP krediler tarafındaydı. Bu kredilere erişimi olanlar TL kredi faizleriyle değil görece düşük YP kredi faizleriyle karşı karşıyaydılar.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/8-Finans-Disi-Tuzel-YP-Kredi-Stoku-Milyar-Dolar.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/8-Finans-Disi-Tuzel-YP-Kredi-Stoku-Milyar-Dolar-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9755" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-4facfb85f54abf3feaf4916aee6eb74f">Borçluluk ve Tüketim Davranışları: 2018 ve 2023 Dönemlerinin Temel Ayrımı</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2018 ile 2023 yıllarında uygulanan faiz artışlarının ekonomi üzerindeki etkileri karşılaştırıldığında, aradaki en belirgin farkın <strong>borçluluk düzeyi</strong> olduğu açıkça görülüyor. 2018’de hem hanehalkı hem de firmalar daha yüksek borç yükü altındaydı ve bu nedenle faiz artışlarına karşı daha hassastılar. Buna karşın 2023 yılında ekonomi, geçmişe kıyasla çok daha düşük bir borçluluk düzeyine sahipti.</p>



<h4 class="wp-block-heading">2018: Kredilere Duyarlı Tüketim</h4>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılında bireysel harcamalar büyük oranda krediyle finanse ediliyordu. .Taksitli kredi kartı harcamaları, ihtiyaç kredisi ve özellikle konut kredileri aracılığıyla tüketim hacmi görece yüksekti. Bu nedenle faizlerdeki sert yükseliş, doğrudan harcamalarda hızlı bir daralmaya neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin, 2018 yılı ortasında ipotekli (konut kredili) yeni konut satışları yıllık yaklaşık 200 bin adet civarındayken, faiz artışı sonrası bu sayı dramatik biçimde 100 binin altına düştü. Tüketici, kredi faizlerine karşı oldukça duyarlıydı çünkü harcamalarının büyük bölümü doğrudan krediye bağlıydı.</p>



<h4 class="wp-block-heading">2023: Krediden Bağımsızlaşmış Harcamalar</h4>



<p class="wp-block-paragraph">2023&#8217;e gelindiğinde tablo tamamen değişmişti. Önceki yıllarda uygulanan düşük faizli ancak <strong>miktar kısıtlamalı</strong> kredi politikaları, hanehalkının krediye erişimini zaten sınırlamıştı. Bu dönemde harcamaların kredilere olan bağı zayıflamış, birçok tüketici harcamalarını kredi kullanmadan finanse etmek zorunda kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle 2023’te uygulanan faiz artışları, doğrudan tüketimi kısıtlamakta yetersiz kaldı. Çünkü zaten tüketimdeki kredi payı düşüktü. Tüketim, “kredisiz bir normal düzeyde” devam ettiği için faiz artışları bu seviyeyi ciddi biçimde sarsamadı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/9-Konut-Uretimi-ve-Yeni-Konut-Satislari-12-Aylik-Kumulatif-Daire-Sayisi-Bin-Adet.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/9-Konut-Uretimi-ve-Yeni-Konut-Satislari-12-Aylik-Kumulatif-Daire-Sayisi-Bin-Adet-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9756" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-7e05678bd5ecb1bf2a01e2213d1e0c63">SONUÇ: 2018 İLE 2023 ARASINDAKİ FARKI YARATAN NE OLDU?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">2018 ve 2023 yıllarında uygulanan faiz artışlarının sonuçları benzer araçlarla uygulanmış olmasına rağmen oldukça farklı oldu. Bu farkın temel nedeni, <strong>2023 yılında hanehalkı tüketiminin kredi faiz oranlarına olan duyarlılığının düşük olmasıdır.</strong> Diğer bir ifadeyle, ekonomideki harcamaların krediye olan bağımlılığı azalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yapısal değişiklik sayesinde, faiz oranlarındaki ciddi artışlara rağmen tüketim keskin bir şekilde daralmadı. Bu da firmaların karşılaşabileceği en büyük tehditlerden biri olan satış hacmi ve gelirlerde ani düşüşlerin önüne geçti. Üstelik firmalara uygulanan <strong>görece daha düşük ve ayrıcalıklı faiz oranları</strong>, bu dönemde iktisadi aktivitenin canlı kalmasına önemli katkı sundu.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-25822ea749b03ed91a370c0a3ae9cf9c">İnşaat Sektörü ve Deprem Harcamalarının Rolü</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılında faiz artışı sonrası inşaat sektörü ciddi bir daralma yaşarken, 2023 yılında benzer bir senaryo gerçekleşmedi. Bunun nedeni, Şubat 2023 depreminin ardından, özellikle depremden etkilenen şehirlerde büyük ölçekli yeniden inşa faaliyetlerinin başlamasıydı. Bu yatırımlar, ekonomiye <strong>doğrudan ve kamusal kaynaklı bir talep desteği</strong> sundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, yüksek faizlerin yarattığı iç talep baskısı, bu dönemde deprem harcamaları sayesinde kısmen dengelendi. Devlet destekli inşaat faaliyetleri, ekonominin bazı bileşenlerinde büyümeyi sürdürmesine imkân tanıdı.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Not</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda konunun ana çerçevesini sade tutmak amacıyla özel sektörün dış borçluluğu ve stok yatırımların seyri ele alınmadı. Ancak şunu vurgulamak gerekir ki, 2023 yılında firmaların yüksek faiz ortamına karşı 2018&#8217;e kıyasla daha dirençli olmasının ardında bu iki unsur da akılda tutulmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynaklar: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://www.tuik.gov.tr/" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a>, <a href="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR" target="_blank" data-type="link" data-id="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR" rel="noreferrer noopener">TCMB</a>, <a href="https://www.bddk.org.tr/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://www.bddk.org.tr/" rel="noreferrer noopener">BDDK</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1970&#8217;lerden Sonra Enflasyon ve Dış Ticaret Açığı: Anna Karenina İlkesi</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/1970lerden-sonra-enflasyon-ve-dis-ticaret/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2024 20:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=8184</guid>

					<description><![CDATA[1970’lerden sonra Türkiye ekonomisi yalnızca yüksek enflasyon ve büyüyen dış ticaret açıkları ile değil, aynı zamanda büyüme hızında ve istihdam artışında yaşanan yavaşlamayla da karşı karşıya kalmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">1970&#8217;LERDEN SONRA ENFLASYON VE DIŞ TİCARET AÇIĞI: ANNA KARENINA İLKESİ</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Mutlu ailelerin hepsi birbirine benzer, mutsuz ailelerin mutsuzluğuysa kendine özgüdür.”<br>— <em>Tolstoy, Anna Karenina</em></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anna Karenina İlkesi</strong>, mutlu bir evliliğin pek çok temel unsurun aynı anda doğru işlemesine bağlı olduğunu söyler. Temel faktörlerden yalnızca birindeki başarısızlık bile, diğer tüm olumlu unsurlar mevcut olsa dahi, evliliğin mutsuzlukla sonuçlanmasına yol açabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ilke yalnızca evliliklere değil, hayatın pek çok alanına da uygulanabilir. Jared Diamond, <em>Tüfek, Mikrop ve Çelik</em> kitabında bu durumu şu şekilde ifade eder:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Oysa önemli konuların çoğunda başarı, aslında birbirinden ayrı olası başarısızlık nedenlerinin pek çoğunun ortaya çıkmasının önlenmesini gerektirir.”<br>— <em>Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik</em>, s.182, Pegasus Yayınları, 2. Baskı, Haziran 2021</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomi politik açısından bu ifadeyi şöyle uyarlayabiliriz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ekonomi siyasetinde, önemli konuların çoğunda başarı; birbirinden ayrı <em>görülen</em> ve <em>varsayılan</em> olası başarısızlık nedenlerinin pek çoğunun ortaya çıkmasının önlenmesini gerektirir.”</strong></p>
</blockquote>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph"></p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-5a781f2d2af9685749165a126fb1ead0">1970&#8217;lerden Sonra Enflasyon ve Dış Ticaret Açığı</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinin temel makro göstergelerine bakıldığında, 1970 yılı hem <strong>enflasyon</strong> hem de <strong>dış ticaret açığı</strong> açısından önemli bir kırılma noktasıdır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Enflasyon:</strong><br>1923–1970 döneminde (47 yıl) yıllık ortalama enflasyon oranı <strong>%5,78</strong> iken, 1970–2023 döneminde (53 yıl) bu oran <strong>%35,18</strong>’e yükselmiştir.</li>



<li><strong>Dış Ticaret Açığı:</strong><br>1923–1970 döneminde (48 yıl) dış ticaret açığının GSYH’ye oranı ortalama <strong>%1,10</strong> iken, 1971–2023 döneminde bu oran <strong>%6,86</strong>’ya çıkmıştır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu veriler, 1970 sonrası dönemin, 1970 öncesine kıyasla makroekonomik dengeler açısından ne kadar farklılaştığını net biçimde ortaya koyuyor:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama <strong>enflasyon oranı</strong>, 1970 sonrası dönemde <strong>6,09 katına</strong> çıkmıştır.</li>



<li>Dış ticaret açığının GSYH’ye oranı ise <strong>6,26 kat</strong> artmıştır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Başka bir ifadeyle, 1970 öncesine kıyasla 1970 sonrasında hem fiyat istikrarı hem de dış ticaret dengesi, çok daha kırılgan bir yapıya bürünmüştür.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1970lerden-Sonra-Enflasyon-ve-Dis-Ticaret-Acigi-Anna-Karenina-Ilkesi-Yillik-Ortalama-Buyume-Oranlari.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1123" height="794" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1970lerden-Sonra-Enflasyon-ve-Dis-Ticaret-Acigi-Anna-Karenina-Ilkesi-Yillik-Ortalama-Buyume-Oranlari.png" alt="" class="wp-image-11310" style="width:auto;height:500px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: TÜİK</figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Dış ticaret açığının GSYH’ye oranı</strong>, 1923–1970 dönemindeki (48 yıl) dış ticaret açığının GSYH’ye oranlarının aritmetik ortalaması ile 1971–2023 dönemindeki (53 yıl) dış ticaret açığının GSYH’ye oranlarının aritmetik ortalamasıdır.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-f0c73cab8922423cebbeff980c5c8b95">1970 Sonrası Büyüme ve İstihdam</h3>



<p class="wp-block-paragraph">1970’lerden sonra Türkiye ekonomisi yalnızca <strong>yüksek enflasyon</strong> ve <strong>büyüyen dış ticaret açıkları</strong> ile değil, aynı zamanda <strong>büyüme hızında ve istihdam artışında</strong> yaşanan yavaşlamayla da karşı karşıya kalmıştır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>GSYH Büyümesi:</strong><br>Yıllık ortalama büyüme oranı, 1923–1970 döneminde <strong>%5,13</strong> iken 1970–2023 döneminde <strong>%4,59</strong>’a gerilemiştir.</li>



<li><strong>İmalat Sanayi Büyümesi:</strong><br>Aynı dönemde imalat sanayinin Gayrisafi Katma Değer (GSKD) büyüme oranı <strong>%7,11</strong>’den <strong>%5,59</strong>’a düşmüştür.</li>



<li><strong>İstihdam Artışı:</strong><br>1970 öncesi dönemde toplam istihdamın yıllık artış hızı <strong>%2,17</strong> iken, 1970 sonrası dönemde <strong>%1,58</strong>’e gerilemiştir.
<ul class="wp-block-list">
<li>İmalat sanayi istihdam artışı <strong>%4,64</strong>’ten <strong>%2,95</strong>’e düşmüştür.</li>



<li>İmalat sanayi dışı istihdam artışı ise <strong>%2,01</strong>’den <strong>%1,35</strong>’e gerilemiştir.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yavaşlamanın uzun vadede yarattığı fark çarpıcıdır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Eğer 1970 sonrası dönemde istihdam artış hızı, 1970 öncesindeki gibi <strong>%2,17</strong> seviyesinde kalsaydı,<br><strong>2023 yılında toplam istihdam 31,6 milyon kişi değil, 42,8 milyon kişi</strong> olacaktı.</li>



<li>İstihdam artış hızı %2,17’den %1,58’e değil de daha ılımlı bir şekilde <strong>%1,75</strong>’e düşseydi,<br><strong>2023 istihdamı 34,5 milyon kişi</strong> olurdu. Bu da <strong>bugünkü istihdamdan yaklaşık 3 milyon kişi fazla</strong> anlamına gelmektedir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu veriler, 1970 sonrası dönemin sadece fiyat istikrarı ve dış ticaret dengesi açısından değil, aynı zamanda <strong>ekonomik büyüme kapasitesi</strong> ve <strong>istihdam yaratma gücü</strong> bakımından da daha zayıf bir dönem olduğunu göstermektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
