<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar &#8211; T&Uuml;RKİYE EŞİTLİKLE KALKINMAK MECBURİYETİNDEDİR!</title>
	<atom:link href="https://sanayilesmeliyiz.com/turkiye-ekonomisi-ve-politik-cerceve/turkiyede-yapisal-sorunlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://sanayilesmeliyiz.com</link>
	<description>T&#220;RKİYE EŞİTLİKLE SANAYİLEŞMEK MECBURİYETİNDEDİR!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 Apr 2026 21:24:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/cropped-SITE-SIMGESI-sanayilesmeliyiz.com_-32x32.png</url>
	<title>C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar &#8211; T&Uuml;RKİYE EŞİTLİKLE KALKINMAK MECBURİYETİNDEDİR!</title>
	<link>https://sanayilesmeliyiz.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Klasik Faiz Teorisi ve Likidite Teorisi: Türkiye&#8217;de Faiz Nedir? KKM Nedir?</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/turkiyede-faiz-nedir-kkm-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 19:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=12936</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ekonomisinde faiz oranının ne olduğu, ne klasik teori ne de Keynesyen teori tarafından açıklanabilmektedir. Çünkü Türkiye’de faiz, bir yandan yurt içi yerleşiklerin yabancı para (YP) mevduatından vazgeçmelerinin bedelini, diğer yandan ise yabancı yatırımcıları Türk varlıklarını almaya teşvik etmenin maliyetini ifade etmektedir. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Klasik Faiz Teorisi ve Likidite Teorisi: Türkiye&#8217;de Faiz Nedir?</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-c69e76ffe704108270ef05c9ded4304d">Klasik Faiz Teorisi ve Likidite Teorisi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Klasik teoride faiz, bugünkü tüketimden vazgeçmenin bir bedelidir. İktisadi aktör, tasarruflarını bugün tüketmek yerine yatırım yapacak birine borç verdiğinde, bu &#8220;fedakârlığının&#8221; karşılığı olarak faiz geliri elde eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keynes’in “Genel Teori”sinde faiz, likiditeden vazgeçmenin, yani parayı banknot biçiminde elimizde–cebimizde–kasamızda tutmaktan vazgeçmenin bedelidir. İnsanların tasarruflarını para biçiminde elinde–cebinde–kasasında tutma isteği ne kadar yoğunsa, insanların paralarından ayrılmak için isteyeceği faiz oranı da o kadar yüksek olur. </p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c0911c4a110585682be0ef1b26b2c0c">Türkiye&#8217;de Faiz Nedir?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde faiz oranının ne olduğu, ne klasik teori ne de Keynesyen teori tarafından açıklanabilmektedir. Çünkü Türkiye’de faiz, bir yandan yurt içi yerleşiklerin yabancı para (YP) mevduatından vazgeçmelerinin bedelini, diğer yandan ise yabancı yatırımcıları Türk varlıklarını almaya teşvik etmenin maliyetini ifade etmektedir. Bireylerin ve firmaların finansal tasarruflarını YP varlıklarında tutma isteği ne kadar güçlüyse, bu varlıklardan vazgeçmeleri için talep edecekleri faiz oranı da o ölçüde yüksek olacaktır. Benzer şekilde yabancıların Türk varlıklarına yatırım yapma isteği ne kadar düşükse talep edecekleri faiz oranı da o ölçüde yüksek olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-bd6e9acef6ff138b6630465d8aad20c5">Belirsizlik</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Belirsizliklerin ortadan kaldırıldığı ya da belirsizliğin yol açacağı kayıpların herhangi bir biçimde telafi edildiği bir durumda, Keynes’in likidite tercih teorisi işlevsiz hâle gelir. Çünkü Keynesyen çerçevede para talebinin temel belirleyicisi belirsizliktir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-cd43925f750d7f6547944484ff43990c">KKM Nedir?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de yabancı para (YP) varlık talebinin iki temel nedeni vardır. Bunlardan ilki, enflasyon ve döviz kuru artışlarına karşı korunma güdüsüdür. Bireyler ve şirketler, enflasyonun ve döviz kurundaki artışların tasarrufların satın alma gücünü aşındırıcı etkisinden korunmak amacıyla YP varlıklara yönelirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci neden ise, YP borçlu firmaların ya da dış ticarete konu sektörlerde faaliyet gösteren firmaların risk yönetimi ihtiyacıdır. YP borçlu firmalar, borçları kadar YP varlık bulundurarak döviz kuru artışları karşısında ortaya çıkabilecek zararları sınırlamayı amaçlarlar. Bu firmaların YP cinsinden borçlanmasının temel gerekçesi de risk yönetimidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/turkiye-icin-enflasyon-uzerine-bir-deneme/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://sanayilesmeliyiz.com/turkiye-icin-enflasyon-uzerine-bir-deneme/" rel="noreferrer noopener">Dış ticarete konu olan sektörlerde fiyatlar, küresel fiyatların döviz kuru ile çarpımı şeklinde oluştuğu için,</a> döviz kurundaki düşüşler bu firmaların ulusal para birimi cinsinden gelirlerini azaltır. Bu nedenle, söz konusu sektörlerde faaliyet gösteren firmalar ulusal para birimiyle borçlanmak yerine YP cinsinden borçlanarak gelirleri ile borçları arasında uyum sağlamayı tercih ederler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde enflasyon, <a href="https://sanayilesmeliyiz.com/hanehalki-nihai-tuketiminde-dis-ticarete-konu-sektorlerin-payi-2012-2023/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://sanayilesmeliyiz.com/hanehalki-nihai-tuketiminde-dis-ticarete-konu-sektorlerin-payi-2012-2023/" rel="noreferrer noopener">TÜFE sepetinin dış ticarete konu olma derecesinin yüksekliği</a> nedeniyle büyük ölçüde döviz kuru tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla enflasyona ilişkin belirsizlik, esasında döviz kuruna ilişkin belirsizliktir. Tam da bu noktada Kur Korumalı Mevduat (KKM) mekanizması devreye girmektedir. KKM, TL mevduat sahiplerini faiz oranlarının üzerinde gerçekleşebilecek döviz kuru artışlarına karşı korumayı amaçladığı için belirsizliği ortadan kaldırıcı bir işlev görmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belirsizliklerin azalmasıyla birlikte YP varlıklara olan talep gerilediğinden, döviz kuru üzerindeki artış baskısı da zayıflamaktadır. Bu nedenle, belirsizliğin ortadan kalktığı bir ortamda yukarıda açıklanan biçimiyle YP varlık talebine dayalı açıklama da—Keynes’in likidite tercih teorisine benzer şekilde—işlevini yitirmektedir. YP varlık talebinin bu anlamda çözülmesi, faiz oranlarını kısıtlayıcı unsurlardan arındırmakta ve faizlerin ekonomik ihtiyaçlar doğrultusunda belirlenebilmesine imkân tanımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Bir Not: Tüketim Davranışları ve Yeni Bir Analiz İhtiyacı</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/tuketim-davranislari-faiz-politikasi-ve-yeni-makro-analiz-ihtiyaci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 18:52:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=9805</guid>

					<description><![CDATA[Bugünkü ekonomik görünümde tüketimin yapısı klasik modellerle kolayca açıklanamıyor. Gözlemler, tüketimin ya dip seviyelere yaklaşmış bir taban kesim tarafından sürüklendiğini ya da yüksek gelirli bir grubun varlık etkisiyle çılgınca tüketime devam ettiğini gösteriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Son Bir Not: Tüketim Davranışları ve Yeni Bir Analiz İhtiyacı</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bugünkü ekonomik görünümde tüketimin yapısı klasik modellerle kolayca açıklanamıyor. Gözlemler, tüketimin ya <strong data-start="381" data-end="425">dip seviyelere yaklaşmış bir taban kesim</strong> tarafından sürüklendiğini ya da <strong data-start="458" data-end="537">yüksek gelirli bir grubun varlık etkisiyle çılgınca tüketime devam ettiğini</strong> gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Faiz artışları karşısında tüketimde ciddi bir düşüş yaşanmıyorsa, bunun altında yatan zaten harcayacak gücü kalmamış milyonlarca insanın olduğu bir yapı vardır, ya da faizden fayda sağlayan bir zümrenin artan sermaye gelirleriyle talebi canlı tuttuğu bir yapı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer ilk durum geçerliyse, yani ekonomi zaten &#8220;taban&#8221;da bir tüketim seviyesindeyse, yüksek faiz politikasını bu kadar uzun süre devam ettirmenin <strong data-start="955" data-end="1003">ekonomik ve sosyal bir karşılığı olmayabilir</strong>. Eğer ikinci durum geçerliyse, yani servet sahibi kesimin gelirleri faizle birlikte arttıysa, <strong data-start="1098" data-end="1194">yüksek faiz politikası, harcamaları kısmak yerine daha da teşvik eden bir yapıya dönüşebilir</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle, <em>mevcut ekonomik dinamiklerin derinlemesine ve güncel verilerle yeniden analiz edilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye ekonomisinin yeni koşullarına uygun, gerçekçi ve etkili politika üretimi için <strong data-start="1400" data-end="1451">yeniden bir makroekonomik durum değerlendirmesi</strong> yapılması gereklidir.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Kalkınmasız Sanayileşme Hayali</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/turkiyenin-kalkinmasiz-sanayilesme-hayali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 20:28:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=12120</guid>

					<description><![CDATA[Ne yazık ki Türkiye ekonomisinin temelleri ve kurumları, iyimser bir yorumla bile sanayileşmeyi önceleyen; kalkınmayı ise kadere bırakan bir anlayış üzerine inşa edilmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">TÜRKİYE&#8217;NİN KALKINMASIZ SANAYİLEŞME HAYALİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yanlış cevaplar verse de Osmanlı’nın bildiği, ancak günümüz Türkiye’sinin unuttuğu temel gerçek şu:<br><strong>Kalkınma olmadan sanayileşme olmaz.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğru bir kalkınma yoluna girilmediği sürece sanayileşme sadece bir hayalden ibarettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayileşme, doğru bir kalkınma yolunun <strong>sonucu</strong> olarak ortaya çıkar; onun <strong>başlangıç noktası</strong> değildir.<br>Kalkınma ise, bir yatırım ya da üretim sürecinden öte, <strong>toplumsal bir dönüşüm meselesidir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki bizlere —özellikle iktisat eğitimi alanlara— üniversitede kalkınmanın, sanayileşmeden <strong>sonra</strong> gelen bir evre olduğu örtük biçimde anlatılır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Önce sanayileşeceğiz, sonra kalkınacağız.”</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düşünce, iktisadi tarih ve gerçeklik açısından büyük bir yanılgıdır.<br>Bu varsayım, gelişmiş ülkelerin tarihini <strong>tersinden okumamızın</strong> bir sonucudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa tarih bize şunu öğretir:<br><strong>Sanayileşme, kalkınma sürecinin bir çıktısıdır; onun sebebi değil.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki Türkiye ekonomisinin temelleri ve kurumları, iyimser bir yorumla bile <strong>sanayileşmeyi önceleyen; kalkınmayı ise kadere bırakan</strong> bir anlayış üzerine inşa edilmiştir.<br>Bu nedenle, gerçek bir sanayileşme hamlesinin önceliği <strong>bu temelleri ve kurumları dönüştürmek</strong> olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu, Niyazi Berkes’in de vurguladığı gibi, kolay bir iş değildir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Yeni yöntemler, yeni teknikler, geleneksel kurumlar çerçevesinde yürütülemeyecektir.<br>Yeni kurumlar, yeni bir insan, yeni bir eğitim, yeni bir düşün biçimi isteyen bir iştir.”<br><em>(Niyazi Berkes, <strong>Teokrasi ve Laiklik</strong>, s.39)</em></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><br></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2018 İle 2023 Dönemi Faiz Artışlarının Türkiye Ekonomisine Etkisi</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/2018-ile-2023-donemi-faiz-artislari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2024 19:07:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=8348</guid>

					<description><![CDATA[2018 ve 2023 yıllarında uygulanan faiz artışları, Türkiye ekonomisinde farklı etkiler yarattı.
Bu yazıda, iki dönemin para politikaları üretim, istihdam ve borçluluk açısından karşılaştırılıyor.
Neden 2018’de sert bir durgunluk yaşanırken, 2023’te ekonomi daha dirençli kaldı?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-459f24ccbb2a091ce1f83a3c6bb7ee0c">ÖZET</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda, <strong>2018 ile 2023 dönemi faiz artışlarının Türkiye ekonomisine etkileri</strong> karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Her iki yılın faiz politikaları, üretim, istihdam ve borçluluk üzerindeki sonuçları açısından önemli farklılıklar göstermiştir.2018&#8217;deki faiz artışı sonrasında üretim ve istihdamda hızlı bir daralma yaşanırken, 2023 yılında uygulanan faiz artışlarında ekonomi uzun süre dayanıklılığını korudu. Bu farklılığın arkasındaki temel neden ele alınacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-ca3eb812416107b0a578c6335dd9ac5d">GİRİŞ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde faiz artışları genellikle ekonomik yavaşlamanın habercisi olarak görülür. 2018 yılında yaşanan faiz artışı sonrası üretim ve istihdamda ciddi kayıplar yaşandı. Ancak 2023 yılında benzer bir faiz artışı süreci yaşanmasına rağmen, ekonomi bu kadar hızlı etkilenmedi. Peki, bu farkın nedeni neydi?</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-9000fa7dcc3e294a83e1d627dc3e8711">2018 İLE 2023 DÖNEMİNDE FAİZ ARTIŞLARI</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinde para politikalarının uygulanış biçimi ve etkileri, yalnızca oran değişiklikleriyle değil, bu değişimlerin hangi koşullarda gerçekleştiğiyle de yakından ilişkilidir. 2018 ve 2023 yıllarındaki faiz artış süreçleri, bu bağlamda oldukça dikkat çekici bir karşılaştırma sunar.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-e309062cbaf6ed176de053587470f4a3">2018: Politika Faizi Yükseldi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Ekim 2016’da enflasyon %7,16 iken, 1 Hafta Repo Faiz Oranı 25 Kasım 2016’da %7,50’den %8’e yükseltildi. Bu oran Mayıs 2018’e kadar sabit kaldı. Ancak1 Haziran 2018’de %16,50’ye, 8 Haziran 2018’de ise %17,75’e yükseltildi ve son olarak 14 Eylül 2018’de faiz oranı %24’e çıkarıldı. Böylece 1 Hafta Repo Faiz Oranı (politika faiz oranı) 4 ayda %8’den %24’e yükselmiş oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört ay içinde politika faizi üç aşamada yükseltilerek %24 seviyesine çıkarılması görünürde çok sert bir faiz artışı gibi okunabilir. Ancak sadece politika faizine odaklanmak, yanıltıcı bir izlenim yaratabilir. Çünkü o dönemde politika faizi politika faizi olma özelliğini kaybetmişti. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere <strong>TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM)</strong> dikkate alındığında 2018 yılında sert bir faiz artışı yapılmadığı görülür. Çünkü 2018 yılında TCMB Ağırlıklı Fonlama Maliyeti genel olarak enflasyon oranıyla paralel ancak <strong>enflasyon oranının üzerinde</strong> seyretmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-59daa3db2e2e2966f20ff1934962c5f9">2023: Politika Faizi Yükseldi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2023 Mayıs ayında %8,50 olan 1 Hafta Repo Faiz Oranı, Haziran’da %15’e, Temmuz’da %17,50’ye, Ağustos’ta %25’e çıkarılmış; sonrasında her ay %5 puan artırılarak Kasım 2023’te %40’a ulaşmıştır. Aralık 2023’te %42’ye, Ocak 2024’te %45’e ve Mart 2024’te %50’ye yükseltilmiştir. Bu dönemde 1 Haftalık Repo Faiz Oranı ile TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti beklenildiği üzere paralel seyretmiştir. Ancak bu dönemin temel özelliği TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetinin çoğu zaman <strong>enflasyonun belirgin biçimde altında</strong> kalmasıdır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1-Haftalik-Repo-Faiz-Orani-Yillik-Enflasyon-Orani-ve-TCMB-Agirlikli-Ortalama-Fonlama-Maliyeti.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1-Haftalik-Repo-Faiz-Orani-Yillik-Enflasyon-Orani-ve-TCMB-Agirlikli-Ortalama-Fonlama-Maliyeti-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9747" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">2018 yılı ile 2023 yılı faiz artış dönemleri karşılaştırıldığında, 2018’de uygulanan para politikasının en başından itibaren çok daha sıkı olduğu açıkça görülmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-45fd3dc7dead14edf3deb98505f55e81">ÜRETİM VE İSTİHDAM: FAİZ ARTIŞINA EKONOMİNİN TEPKİSİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda belirttiğimiz üzere 1 Haftalık Repo Faizi 2018 yılı ikinci çeyreğin son ayı olan Haziran ayında %17,75’e ve üçüncü çeyreğin son ayı olan Eylül’de %24’e yükseltilmişti. Faiz artış sürecinin tamamlanmasından sonraki ilk çeyrekte yani 2018 yılı dördüncü çeyreğinde (12.2018) ekonomi bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %2,6 küçüldü. 2018 yılı son çeyreğindeki ekonomik daralma 2019 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde de devam etti. İstihdamdaki düşüş kovid krizinin de etkisiyle 2020 yılı dördüncü çeyreğine kadar devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2023 yılı ikinci çeyreğinin son ayı olan Haziran ayında başlayan faiz artırım süreci 2024 yılı ilk çeyreğinin son ayı olan Mart ayında son bulmuştur. Faiz artışının tamamlanmasının üzerinden iki çeyrek geçmesine rağmen bir önceki yılın aynı çeyreğine göre üretimde ve istihdamda düşüş görülmemiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-GSYH-Buyume-Orani-.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-GSYH-Buyume-Orani--1024x724.png" alt="" class="wp-image-9748" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/3-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-Istihdam-Buyumesi.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/3-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-Istihdam-Buyumesi-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9749" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki yılın aynı çeyreğine göre üretim ve istihdamda daralma görülmemiş olsa da &#8220;Mevsim ve Takvim Etkisinden Arındırılmış GSYH&#8221; verilerine göre bir önceki çeyreğe göre 2024 yılı ikinci ve üçüncü çeyreğinde küçük gerilemeler yaşanmıştır. Ancak &#8220;Mevsim Etkisinden Arındırılmış İstihdam&#8221; verisine göre bir önceki çeyreğe göre istihdamda bir kayıp yaşanmamıştır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/4-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis-Istihdam-Milyon-Kisi-ve-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindrilmis-GSYH-Endeksi-2009100-.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/4-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis-Istihdam-Milyon-Kisi-ve-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindrilmis-GSYH-Endeksi-2009100--1024x724.png" alt="" class="wp-image-9751" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-04badebcc75b3ad250e705fe9a6daf71">2018 VE 2023 YILLARINDA EKONOMİNİN DAYANDIĞI TEMELLER</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda faiz oranlarındaki başlangıç koşulları ve faiz artırım sürecindeki farklılıklar ile üretim ve istihdamın 2018 yılı ve 2023 yılı faiz artışına verdiği farklı tepkileri incelendi. Fakat söz konusu iki dönemdeki ekonomik gidişattaki farklılık sadece faiz oranlarının başlangıç noktasındaki ve artırım sürecindeki farktan kaynaklanmıyordu. Ekonominin dayandığı koşullar da birbirinden farklıydı. Bu koşullardaki farklılık 2018 yılını daha kırılgan hale getirirken 2023 yılını daha dirençli hale getirdi.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-ad4eb8cdc2a5b17498f5967259cfce53">Kredi Piyasası ve Borçluluk Dinamikleri: İki Dönemin Farkı</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2018&#8217;de bireysel kredilerin GSYH&#8217;ye oranı %15&#8217;e, tüzel kredilerinin oranı ise %49&#8217;a yakındı. <br>2023 yılına gelindiğinde tablo değişmişti. 2023 yılı ikinci çeyreğinde bireysel kredilerin GSYH&#8217;ye oranı %11&#8217;in altına düştü, tüzel kredileri ise %36 seviyelerine gerilemişti.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/5-Finans-Disi-Kredilerin-GSYHye-Orani.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/5-Finans-Disi-Kredilerin-GSYHye-Orani-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9752" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Tüketici faiz oranları ile tüzel kredi faiz oranlarında da iki dönem arasında belirgin bir farklılık vardı. 2018 yılı ve öncesinde genel olarak tüketici ve ticari kredi faizleri enflasyonun üzerinde seyretmiştir ve iki faiz arasında fark küçüktür. 2023 yılında ise firmalar 2018 yılına kıyasla ayrıcalıklı faiz oranlarından faydalanmışlardır: Bireysel krediler ile ticari kredi faiz oranları arasındaki fark oldukça yüksektir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/6-Bankalarca-Verilen-TL-Kredilere-Uygulanan-Faiz-Oranlari-ve-Yillik-Enflasyon-Orani-.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/6-Bankalarca-Verilen-TL-Kredilere-Uygulanan-Faiz-Oranlari-ve-Yillik-Enflasyon-Orani--1024x724.png" alt="" class="wp-image-9753" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Ayrıcalıklı faiz oranının bir diğer yüzü de YP krediler tarafındaydı. Bu kredilere erişimi olanlar TL kredi faizleriyle değil görece düşük YP kredi faizleriyle karşı karşıyaydılar.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/8-Finans-Disi-Tuzel-YP-Kredi-Stoku-Milyar-Dolar.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/8-Finans-Disi-Tuzel-YP-Kredi-Stoku-Milyar-Dolar-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9755" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-4facfb85f54abf3feaf4916aee6eb74f">Borçluluk ve Tüketim Davranışları: 2018 ve 2023 Dönemlerinin Temel Ayrımı</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2018 ile 2023 yıllarında uygulanan faiz artışlarının ekonomi üzerindeki etkileri karşılaştırıldığında, aradaki en belirgin farkın <strong>borçluluk düzeyi</strong> olduğu açıkça görülüyor. 2018’de hem hanehalkı hem de firmalar daha yüksek borç yükü altındaydı ve bu nedenle faiz artışlarına karşı daha hassastılar. Buna karşın 2023 yılında ekonomi, geçmişe kıyasla çok daha düşük bir borçluluk düzeyine sahipti.</p>



<h4 class="wp-block-heading">2018: Kredilere Duyarlı Tüketim</h4>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılında bireysel harcamalar büyük oranda krediyle finanse ediliyordu. .Taksitli kredi kartı harcamaları, ihtiyaç kredisi ve özellikle konut kredileri aracılığıyla tüketim hacmi görece yüksekti. Bu nedenle faizlerdeki sert yükseliş, doğrudan harcamalarda hızlı bir daralmaya neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin, 2018 yılı ortasında ipotekli (konut kredili) yeni konut satışları yıllık yaklaşık 200 bin adet civarındayken, faiz artışı sonrası bu sayı dramatik biçimde 100 binin altına düştü. Tüketici, kredi faizlerine karşı oldukça duyarlıydı çünkü harcamalarının büyük bölümü doğrudan krediye bağlıydı.</p>



<h4 class="wp-block-heading">2023: Krediden Bağımsızlaşmış Harcamalar</h4>



<p class="wp-block-paragraph">2023&#8217;e gelindiğinde tablo tamamen değişmişti. Önceki yıllarda uygulanan düşük faizli ancak <strong>miktar kısıtlamalı</strong> kredi politikaları, hanehalkının krediye erişimini zaten sınırlamıştı. Bu dönemde harcamaların kredilere olan bağı zayıflamış, birçok tüketici harcamalarını kredi kullanmadan finanse etmek zorunda kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle 2023’te uygulanan faiz artışları, doğrudan tüketimi kısıtlamakta yetersiz kaldı. Çünkü zaten tüketimdeki kredi payı düşüktü. Tüketim, “kredisiz bir normal düzeyde” devam ettiği için faiz artışları bu seviyeyi ciddi biçimde sarsamadı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/9-Konut-Uretimi-ve-Yeni-Konut-Satislari-12-Aylik-Kumulatif-Daire-Sayisi-Bin-Adet.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/9-Konut-Uretimi-ve-Yeni-Konut-Satislari-12-Aylik-Kumulatif-Daire-Sayisi-Bin-Adet-1024x724.png" alt="" class="wp-image-9756" style="width:auto;height:500px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-7e05678bd5ecb1bf2a01e2213d1e0c63">SONUÇ: 2018 İLE 2023 ARASINDAKİ FARKI YARATAN NE OLDU?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">2018 ve 2023 yıllarında uygulanan faiz artışlarının sonuçları benzer araçlarla uygulanmış olmasına rağmen oldukça farklı oldu. Bu farkın temel nedeni, <strong>2023 yılında hanehalkı tüketiminin kredi faiz oranlarına olan duyarlılığının düşük olmasıdır.</strong> Diğer bir ifadeyle, ekonomideki harcamaların krediye olan bağımlılığı azalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yapısal değişiklik sayesinde, faiz oranlarındaki ciddi artışlara rağmen tüketim keskin bir şekilde daralmadı. Bu da firmaların karşılaşabileceği en büyük tehditlerden biri olan satış hacmi ve gelirlerde ani düşüşlerin önüne geçti. Üstelik firmalara uygulanan <strong>görece daha düşük ve ayrıcalıklı faiz oranları</strong>, bu dönemde iktisadi aktivitenin canlı kalmasına önemli katkı sundu.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-25822ea749b03ed91a370c0a3ae9cf9c">İnşaat Sektörü ve Deprem Harcamalarının Rolü</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılında faiz artışı sonrası inşaat sektörü ciddi bir daralma yaşarken, 2023 yılında benzer bir senaryo gerçekleşmedi. Bunun nedeni, Şubat 2023 depreminin ardından, özellikle depremden etkilenen şehirlerde büyük ölçekli yeniden inşa faaliyetlerinin başlamasıydı. Bu yatırımlar, ekonomiye <strong>doğrudan ve kamusal kaynaklı bir talep desteği</strong> sundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, yüksek faizlerin yarattığı iç talep baskısı, bu dönemde deprem harcamaları sayesinde kısmen dengelendi. Devlet destekli inşaat faaliyetleri, ekonominin bazı bileşenlerinde büyümeyi sürdürmesine imkân tanıdı.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Not</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda konunun ana çerçevesini sade tutmak amacıyla özel sektörün dış borçluluğu ve stok yatırımların seyri ele alınmadı. Ancak şunu vurgulamak gerekir ki, 2023 yılında firmaların yüksek faiz ortamına karşı 2018&#8217;e kıyasla daha dirençli olmasının ardında bu iki unsur da akılda tutulmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynaklar: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://www.tuik.gov.tr/" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a>, <a href="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR" target="_blank" data-type="link" data-id="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR" rel="noreferrer noopener">TCMB</a>, <a href="https://www.bddk.org.tr/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://www.bddk.org.tr/" rel="noreferrer noopener">BDDK</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1970&#8217;lerden Sonra Enflasyon ve Dış Ticaret Açığı: Anna Karenina İlkesi</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/1970lerden-sonra-enflasyon-ve-dis-ticaret/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2024 20:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=8184</guid>

					<description><![CDATA[1970’lerden sonra Türkiye ekonomisi yalnızca yüksek enflasyon ve büyüyen dış ticaret açıkları ile değil, aynı zamanda büyüme hızında ve istihdam artışında yaşanan yavaşlamayla da karşı karşıya kalmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">1970&#8217;LERDEN SONRA ENFLASYON VE DIŞ TİCARET AÇIĞI: ANNA KARENINA İLKESİ</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Mutlu ailelerin hepsi birbirine benzer, mutsuz ailelerin mutsuzluğuysa kendine özgüdür.”<br>— <em>Tolstoy, Anna Karenina</em></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anna Karenina İlkesi</strong>, mutlu bir evliliğin pek çok temel unsurun aynı anda doğru işlemesine bağlı olduğunu söyler. Temel faktörlerden yalnızca birindeki başarısızlık bile, diğer tüm olumlu unsurlar mevcut olsa dahi, evliliğin mutsuzlukla sonuçlanmasına yol açabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ilke yalnızca evliliklere değil, hayatın pek çok alanına da uygulanabilir. Jared Diamond, <em>Tüfek, Mikrop ve Çelik</em> kitabında bu durumu şu şekilde ifade eder:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Oysa önemli konuların çoğunda başarı, aslında birbirinden ayrı olası başarısızlık nedenlerinin pek çoğunun ortaya çıkmasının önlenmesini gerektirir.”<br>— <em>Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik</em>, s.182, Pegasus Yayınları, 2. Baskı, Haziran 2021</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomi politik açısından bu ifadeyi şöyle uyarlayabiliriz:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ekonomi siyasetinde, önemli konuların çoğunda başarı; birbirinden ayrı <em>görülen</em> ve <em>varsayılan</em> olası başarısızlık nedenlerinin pek çoğunun ortaya çıkmasının önlenmesini gerektirir.”</strong></p>
</blockquote>



<p class="has-text-align-left wp-block-paragraph"></p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-5a781f2d2af9685749165a126fb1ead0">1970&#8217;lerden Sonra Enflasyon ve Dış Ticaret Açığı</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisinin temel makro göstergelerine bakıldığında, 1970 yılı hem <strong>enflasyon</strong> hem de <strong>dış ticaret açığı</strong> açısından önemli bir kırılma noktasıdır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Enflasyon:</strong><br>1923–1970 döneminde (47 yıl) yıllık ortalama enflasyon oranı <strong>%5,78</strong> iken, 1970–2023 döneminde (53 yıl) bu oran <strong>%35,18</strong>’e yükselmiştir.</li>



<li><strong>Dış Ticaret Açığı:</strong><br>1923–1970 döneminde (48 yıl) dış ticaret açığının GSYH’ye oranı ortalama <strong>%1,10</strong> iken, 1971–2023 döneminde bu oran <strong>%6,86</strong>’ya çıkmıştır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu veriler, 1970 sonrası dönemin, 1970 öncesine kıyasla makroekonomik dengeler açısından ne kadar farklılaştığını net biçimde ortaya koyuyor:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama <strong>enflasyon oranı</strong>, 1970 sonrası dönemde <strong>6,09 katına</strong> çıkmıştır.</li>



<li>Dış ticaret açığının GSYH’ye oranı ise <strong>6,26 kat</strong> artmıştır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Başka bir ifadeyle, 1970 öncesine kıyasla 1970 sonrasında hem fiyat istikrarı hem de dış ticaret dengesi, çok daha kırılgan bir yapıya bürünmüştür.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1970lerden-Sonra-Enflasyon-ve-Dis-Ticaret-Acigi-Anna-Karenina-Ilkesi-Yillik-Ortalama-Buyume-Oranlari.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1123" height="794" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1970lerden-Sonra-Enflasyon-ve-Dis-Ticaret-Acigi-Anna-Karenina-Ilkesi-Yillik-Ortalama-Buyume-Oranlari.png" alt="" class="wp-image-11310" style="width:auto;height:500px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: TÜİK</figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Dış ticaret açığının GSYH’ye oranı</strong>, 1923–1970 dönemindeki (48 yıl) dış ticaret açığının GSYH’ye oranlarının aritmetik ortalaması ile 1971–2023 dönemindeki (53 yıl) dış ticaret açığının GSYH’ye oranlarının aritmetik ortalamasıdır.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-f0c73cab8922423cebbeff980c5c8b95">1970 Sonrası Büyüme ve İstihdam</h3>



<p class="wp-block-paragraph">1970’lerden sonra Türkiye ekonomisi yalnızca <strong>yüksek enflasyon</strong> ve <strong>büyüyen dış ticaret açıkları</strong> ile değil, aynı zamanda <strong>büyüme hızında ve istihdam artışında</strong> yaşanan yavaşlamayla da karşı karşıya kalmıştır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>GSYH Büyümesi:</strong><br>Yıllık ortalama büyüme oranı, 1923–1970 döneminde <strong>%5,13</strong> iken 1970–2023 döneminde <strong>%4,59</strong>’a gerilemiştir.</li>



<li><strong>İmalat Sanayi Büyümesi:</strong><br>Aynı dönemde imalat sanayinin Gayrisafi Katma Değer (GSKD) büyüme oranı <strong>%7,11</strong>’den <strong>%5,59</strong>’a düşmüştür.</li>



<li><strong>İstihdam Artışı:</strong><br>1970 öncesi dönemde toplam istihdamın yıllık artış hızı <strong>%2,17</strong> iken, 1970 sonrası dönemde <strong>%1,58</strong>’e gerilemiştir.
<ul class="wp-block-list">
<li>İmalat sanayi istihdam artışı <strong>%4,64</strong>’ten <strong>%2,95</strong>’e düşmüştür.</li>



<li>İmalat sanayi dışı istihdam artışı ise <strong>%2,01</strong>’den <strong>%1,35</strong>’e gerilemiştir.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yavaşlamanın uzun vadede yarattığı fark çarpıcıdır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Eğer 1970 sonrası dönemde istihdam artış hızı, 1970 öncesindeki gibi <strong>%2,17</strong> seviyesinde kalsaydı,<br><strong>2023 yılında toplam istihdam 31,6 milyon kişi değil, 42,8 milyon kişi</strong> olacaktı.</li>



<li>İstihdam artış hızı %2,17’den %1,58’e değil de daha ılımlı bir şekilde <strong>%1,75</strong>’e düşseydi,<br><strong>2023 istihdamı 34,5 milyon kişi</strong> olurdu. Bu da <strong>bugünkü istihdamdan yaklaşık 3 milyon kişi fazla</strong> anlamına gelmektedir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu veriler, 1970 sonrası dönemin sadece fiyat istikrarı ve dış ticaret dengesi açısından değil, aynı zamanda <strong>ekonomik büyüme kapasitesi</strong> ve <strong>istihdam yaratma gücü</strong> bakımından da daha zayıf bir dönem olduğunu göstermektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapısal Reform Nedir? Türkiye Neden Yapısal Reform Yapmakta Başarısız?</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/yapisal-reform-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Oct 2024 20:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=7692</guid>

					<description><![CDATA[Ekonomi siyasetinde toplumsal uzlaşı ve toplumun desteği kritik öneme sahiptir. Ancak asıl mesele, bu uzlaşının ne anlama geldiği ve hangi çıkarları temsil ettiğidir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-ca31ed63448e4733cab71ab8e975dba9">YAPISAL REFORM NEDİR? TÜRKİYE NEDEN YAPISAL REFORM YAPMAKTA BAŞARISIZ?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomi siyasetinde <strong>toplumsal uzlaşı</strong> ve <strong>toplumun desteği</strong> kritik öneme sahiptir. Ancak asıl mesele, bu uzlaşının ne anlama geldiği ve hangi çıkarları temsil ettiğidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-407a3bea5827b0964918721712f4d43d">Yapısal Reform Nedir?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Genel tanımıyla yapısal reformlar, ekonominin işleyişinde kalıcı değişiklikler yapmayı hedefleyen, kurumsal ve yasal düzenlemeler bütünüdür.<br>Ancak uygulamada, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, bu reformlar çoğu zaman <strong>toplumsal maliyetleri yüksek</strong> ve <strong>politik olarak tartışmalı</strong> adımlar haline gelir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kimden Fedakârlık Bekler?</strong><br>Çoğu yapısal reform paketi, işçilerden, memurlardan, emeklilerden ve yoksul kesimlerden fedakârlık talep eder.<br>Bu süreçte, sosyal harcamalar kısıtlanır, ücretler baskılanır ve kamu hizmetleri daraltılır.</li>



<li><strong>Kimin Çıkarına Hizmet Eder?</strong><br>Pratikte, yapısal reformların önemli bir bölümü <strong>uluslararası ve ulusal finans çevrelerinin çıkarlarını</strong> gözetir.<br>Finansal sermayenin getirisini <strong>öngörülebilir</strong> ve <strong>sürdürülebilir</strong> şekilde yükseltmek temel hedeftir.</li>



<li><strong>Toplumun Gelişimi İkinci Planda</strong><br>Eğitim, sağlık, teknolojik gelişme veya gelir adaleti gibi konular, çoğu zaman reform paketlerinin merkezinde yer almaz.<br>Bu nedenle, yapısal reformlar toplumun tamamı için değil, belirli bir kesim için “başarı” sayılabilecek sonuçlar doğurur.</li>



<li></li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-38d9b1849f9b0bb791df519810fa4e07">Türkiye 2002 Sonrasında Olduğu Gibi Yapısal Reformlar Enflasyonla Mücadelede Kullanabilir Mi?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin <strong>yapısal reform geçmişi</strong> inişli çıkışlıdır. En temel nedeni, bu reformların toplumda çoğu zaman hoş karşılanmamasıdır. Yapısal reformların halkta belirli ölçüde destek bulabilmesi için ekonominin, 1990’lardaki gibi, oldukça kötü bir dönemden geçmesi gerekir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>En Kötü Yirmi Yıllık Dönemler</strong></h4>



<p class="wp-block-paragraph">1950 öncesi dışarıda bırakıldığında, Türk ekonomisinin en kötü yirmi yıllık performansları şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>1976–1996 yılları arasında</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%3,83</strong></li>
</ul>
</li>



<li><strong>1983–2003</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%3,86</strong></li>
</ul>
</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık, küresel kriz (2008–2009), 2018–2019 krizi ve Covid-19 (2020) gibi ciddi şokları içeren <strong>2003–2023</strong> döneminde ekonomi <strong>%5,39</strong> ortalama ile büyümüştür.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>En Kötü On Yıllık Dönemler</strong></h4>



<p class="wp-block-paragraph">Türk ekonomisinin en düşük performans gösterdiği on yıllar:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>1993–2003</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%2,74</strong></li>
</ul>
</li>



<li><strong>1976–1986</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%3,28</strong></li>
</ul>
</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık, 2018–2019 krizi ve Covid-19 şokunu içeren <strong>2013–2023</strong> dönemi, <strong>%4,92</strong>’lik bir büyüme oranına ulaşmıştır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>En Kötü Beş Yıllık Dönemler</strong></h4>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa dönem karşılaştırmalarında da benzer tablo ortaya çıkmaktadır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>1997–2002</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%1,23</strong></li>
</ul>
</li>



<li><strong>1976-1981</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%1,30</strong></li>
</ul>
</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık, 2018–2019 krizi ve Covid-19 dönemini kapsayan <strong>2018–2023</strong> döneminde büyüme <strong>%4,89</strong> olmuştur.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-1923-2024-Buyume-Oranlari.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="968" height="631" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-1923-2024-Buyume-Oranlari.jpg" alt="" class="wp-image-7718" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <strong><a href="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" target="_blank" data-type="link" data-id="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></strong></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">1960’tan küresel kriz dönemine kadar olan süreçte, hem Avrupa hem de dünya ekonomisi açısından bazı beş yıllık dönemler düşük büyüme performansıyla dikkat çekmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Avrupa Ekonomisi</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li>1991–1996 dönemi Avrupa ekonomisinin en kötü beş yılıdır.
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%1,39</strong></li>
</ul>
</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Dünya Ekonomisi</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>1978–1983 dönemi</strong> sonrası en kötü beş yıl 1989-1994 dönemidir.
<ul class="wp-block-list">
<li>Yıllık ortalama büyüme: <strong>%2,23</strong></li>
</ul>
</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Karşılaştırmalı İyi Dönemler</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>2002–200</strong>7 
<ul class="wp-block-list">
<li>Dünya Ekonomisi: <strong>%4,08</strong></li>



<li>Avrupa Ekonomisi: <strong>%2,19</strong></li>
</ul>
</li>



<li><strong>2017–2022</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Dünya Ekonomisi: <strong>%2,43</strong></li>



<li>Avrupa Ekonomisi: <strong>%1,25</strong></li>
</ul>
</li>
</ul>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Dunya-ve-Avrupa-Ekonomisi-Buyume-Oranlari-1695-2022-scaled.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="669" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Dunya-ve-Avrupa-Ekonomisi-Buyume-Oranlari-1695-2022-1024x669.jpg" alt="" class="wp-image-7759" style="width:800px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-5602943090969b1fd0fef51c72223cd8">1990&#8217;larda Türkiye Ekonomisi ve Dünya Ekonomisi: Ekonomik Gidişat Yapısal Reforma Zemin Hazırlıyor</h3>



<p class="wp-block-paragraph">1990’lar, Türkiye ekonomisi açısından <strong>dalgalı büyüme</strong> ve <strong>sık krizlerle kesilen</strong> bir dönem oldu. Bu yıllarda yaşanan sert iniş-çıkışlar, ekonomi yönetiminde köklü değişikliklerin tartışılmasına ve yapısal reform ihtiyacının gündeme gelmesine zemin hazırladı.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Yıllık Büyüme Oranları (1994–2002)</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>1994</strong> → Ekonomi, bir önceki yıla göre <strong>%5,46</strong> daraldı.</li>



<li><strong>1995</strong> → Sert toparlanma ile <strong>%7,19</strong> büyüme.</li>



<li><strong>1996</strong> → Büyüme <strong>%7,01</strong> olarak devam etti.</li>



<li><strong>1997</strong> → Büyüme <strong>%7,53</strong> ile güçlü seyrini sürdürdü.</li>



<li><strong>1998</strong> → Büyüme hızı <strong>%2,40</strong>’a geriledi.</li>



<li><strong>1999</strong> → Ekonomi <strong>%3,26</strong> küçüldü.</li>



<li><strong>2000</strong> → Yeniden toparlanma ile <strong>%6,93</strong> büyüme.</li>



<li><strong>2001</strong> → Sert kriz yılı, <strong>%5,75</strong> daralma.</li>



<li><strong>2002</strong> → Kriz sonrası <strong>%6,45</strong> büyüme.</li>
</ul>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Buyume-Oranlari-Tablo-1990lar.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="529" height="433" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Buyume-Oranlari-Tablo-1990lar.jpg" alt="" class="wp-image-7767"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: TÜİK, World Bank</figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">1988 yılında bir önceki yıla göre <strong>%4,59</strong> büyüyen dünya ekonomisi, 1991 yılına gelindiğinde büyüme hızını <strong>%1,26</strong>’ya kadar düşürdü. Bu dönemdeki yavaşlama, başta gelişmiş ülkelerdeki durgunluklar olmak üzere küresel ölçekte talep daralmasının etkilerini yansıttı.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Küresel Büyüme Oranları (1988–2001)</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>1988</strong> → %4,59</li>



<li><strong>1991</strong> → %1,26</li>



<li><strong>1992</strong> → %2,02</li>



<li><strong>1993</strong> → %1,81 </li>



<li><strong>1997</strong> → %3,93</li>



<li><strong>1998</strong> → %2,85</li>



<li><strong>1999</strong> → %3,55</li>



<li><strong>2000</strong> → %4,53</li>



<li><strong>2001</strong> → %2,03</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikte, <strong>1980–2002 dönemi</strong> için <strong>2023 fiyatlarıyla reel GSYH</strong> ile <strong>2023 yılı döviz kurları kullanılarak hesaplanan reel GSYH’nin dolar cinsinden karşılığı</strong> birlikte sunulmaktadır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-1980-2002-Reel-GayriSafi-Yurt-Ici-Hasila-GSYH-scaled-e1729847030319.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="669" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-1980-2002-Reel-GayriSafi-Yurt-Ici-Hasila-GSYH-1024x669.jpg" alt="" class="wp-image-7701" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption"><strong><mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-black-color">1 |</mark></strong> <mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-black-color"><strong>1948, 1968 ve 1998 yılında baz yılı değişikliği nedeniyle oluşan Reel GSYH serisindeki kırılmalar düzeltilmiştir.</strong> </mark><br><strong><mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-black-color">2 | Reel GSYH değerlerinin gösteriminde 2023 yılı baz alınmıştır.</mark></strong> Bu şekilde 100 yıllık Reel GSYH’nin her bir yılı 2023 yılı fiyatlarıyla ifade edilmiştir. Başka bir deyişle, TÜİK ulusal hesaplarda 2009 fiyatlarıyla yayınlanan Reel GSYH serisi, 2023 yılı fiyatlarıyla ifade edilmiştir. <br><mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-black-color"><strong>3 |</strong> <strong>Dolar&nbsp; Cinsinden Reel GSYH hesaplamasında sadece 2023 yılı dolar kuru kullanılmıştır.</strong> </mark>Yukarıdaki 2023 yılı fiyatlarıyla Reel GSYH serimizin her bir yılı sadece 2023 yılı dolar kuruna bölünmüştür. Bu şekilde kur etkisinden arındırılmış Dolar Cinsinden Reel GSYH serisine ulaşılmıştır.</figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikte, <strong>Dünya</strong> ve <strong>Avrupa</strong> ekonomileri için <strong>2015 fiyatlarıyla reel GSYH</strong> ile <strong>2015 yılı döviz kurları kullanılarak hesaplanan reel GSYH’nin dolar cinsinden karşılığı</strong> sunulmaktadır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Reel-Dunya-ve-Avrupa-GSYH-1980-2002-Yapisal-Reform-Nedir-scaled.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="669" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Reel-Dunya-ve-Avrupa-GSYH-1980-2002-Yapisal-Reform-Nedir-1024x669.jpg" alt="" class="wp-image-7756" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption"><a href="Kaynak: World Bank | GDP (constant 2015 US$)">Kaynak: <strong>World Bank</strong></a> | GDP (constant 2015 US$)  Yukarıdaki grafikte biz 2023 yılı fiyatları ve dolar kurunu kullanılmıştık, bu grafikte Dünya Bankası 2015 fiyatları ve 2015 yılı dolar kurunu kullanmıştır.</figcaption></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-2c2e8b69af780ba7658d421dd687f77e">2020&#8217;lerde Türkiye Ekonomisi ve Dünya Ekonomisi</h3>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Türkiye Ekonomisi</strong></h4>



<p class="wp-block-paragraph">2002–2023 döneminde Türkiye ekonomisi, yıllık bazda <strong>hiç daralma yaşamamıştır</strong>.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>2017</strong> → %7</li>



<li><strong>2018</strong> → %3,01</li>



<li><strong>2019</strong> → %0,82</li>



<li><strong>2020</strong> → %1,86 (Covid-19 etkisine rağmen pozitif büyüme)</li>



<li><strong>2021</strong> → %11,44 (pandemi sonrası güçlü toparlanma)</li>



<li><strong>2022</strong> →,53</li>



<li><strong>2023</strong>→ %5,11</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Dünya Ekonomisi</strong></h4>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel büyüme, Türkiye’ye kıyasla daha sert dalgalanmalar yaşamıştır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>2001</strong> → %2,03</li>



<li><strong>2002</strong> → %2,30</li>



<li><strong>2004</strong> → %4,47 (toparlanma)</li>



<li><strong>2005–2007</strong> → %4’ün üzerinde büyüme</li>



<li><strong>2008</strong> → %2,06 (küresel kriz başlangıcı)</li>



<li><strong>2009</strong> → <strong>%1,36 daralma</strong></li>



<li><strong>2020</strong> → <strong>%2,93 daralma </strong>(pandemi etkisi)</li>



<li><strong>2021</strong> → %6</li>



<li><strong>2022</strong> → %3</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.imf.org/en/Publications/WEO/Issues/2024/10/22/world-economic-outlook-october-2024" data-type="link" data-id="https://www.imf.org/en/Publications/WEO/Issues/2024/10/22/world-economic-outlook-october-2024" target="_blank" rel="noopener"><strong>IMF&#8217;nin Ekim 2024 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu&#8217;na göre</strong></a> küresel ekonomi 2023 yılında %3,3 büyüdü ve 2024 ve 2025 yıllarında %3,2 büyümesi beklenilmektedir. 2025 yılında Avrupa Ekonomisinin büyüme oranın ise %1,2&#8217;ye yükselmesi bekleniyor.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Buyume-Oranlari-Tablo-2020ler.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="517" height="431" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Buyume-Oranlari-Tablo-2020ler.jpg" alt="" class="wp-image-7768"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: TÜİK, World Bank</figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikte, <strong>2001–2023 dönemi</strong> için <strong>2023 fiyatlarıyla reel GSYH</strong> ile <strong>2023 yılı döviz kurları kullanılarak hesaplanan reel GSYH’nin dolar cinsinden karşılığı</strong> birlikte sunulmaktadır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-2001-2023-Reel-GayriSafi-Yurt-Ici-Hasila-GSYH-scaled-e1729848842211.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="669" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-2001-2023-Reel-GayriSafi-Yurt-Ici-Hasila-GSYH-1024x669.jpg" alt="" class="wp-image-7715" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <strong><a href="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" data-type="link" data-id="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></strong></figcaption></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-f92b1271a3d5b493d8aeffd0238ce6da">İstihdam: Yapısal Reformun Maliyeti</h3>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>En Kötü 20 Yıllık Dönemler</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>1987–2007</strong> → İstihdam yıllık ortalama yalnızca <strong>%0,64</strong> büyüdü.</li>



<li><strong>2003–2023</strong> (2008–2009 küresel krizi, 2018–2019 krizi ve 2020 Covid-19 şokunu kapsıyor) → Yıllık ortalama büyüme <strong>%2,03</strong> oldu.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karşılaştırma, son yirmi yılda istihdam artış hızının, 1987–2007 dönemine göre üç kattan fazla arttığını gösteriyor.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>En Kötü 10 Yıllık Dönemler</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>1996–2006</strong> → İstihdam yıllık ortalama <strong>%0,37</strong> daraldı.</li>



<li><strong>1998–2008</strong> → On yıllık dönemde istihdam, yıllık ortalama <strong>%0,27</strong> küçüldü.</li>



<li><strong>2013–2023</strong> (son on yıl, krizleri kapsıyor) → İstihdam yıllık ortalama <strong>%2,16</strong> arttı.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Burada dikkat çeken nokta, krizlere rağmen son on yılda istihdam artışının pozitif olmasıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>En Kötü 5 Yıllık Dönemler</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>1999–2004</strong> → İstihdam yıllık ortalama <strong>%2,29</strong> geriledi.</li>



<li><strong>2002–2007</strong> → Hatta bu dönemde bile ortalama artış hızı negatifti (<strong>-%0,58</strong>).</li>



<li><strong>2018–2023</strong> (son beş yıl, krizleri kapsıyor) → İstihdam yıllık ortalama <strong>%1,92</strong> arttı.</li>



<li></li>
</ul>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-Donemlere-Gore-Istihdam-Artis-Hizi.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img decoding="async" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Turkiye-Neden-Yapisal-Reform-Yapmakta-Basarisiz-Donemlere-Gore-Istihdam-Artis-Hizi.jpg" alt="" class="wp-image-7752" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <strong><a href="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" data-type="link" data-id="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></strong></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikte, 1980–2023 dönemine ilişkin istihdam verileri gösterilmektedir. Grafik, Türkiye’de istihdamın uzun dönemli eğilimini ve kriz dönemlerindeki dalgalanmaları ortaya koymaktadır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Istihdam-1980-2023-scaled-e1729861285600.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="669" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/10/Yapisal-Reform-Nedir-Istihdam-1980-2023-1024x669.jpg" alt="" class="wp-image-7740" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <strong><a href="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" data-type="link" data-id="https://dps.tuik.gov.tr/index.php/s/Ykhvqq5bn7xSQtI" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></strong></figcaption></figure>
</div>


<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-93707435a3257647f65495807d32ec72">SONUÇ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Paradoks şu ki, bugünkü Türkiye ekonomisinin temel problemi, geçmişte yapılan <strong>yapısal reformların günümüze aktardığı bölüşüm çıkmazıdır</strong>. Yapılması gereken, bu çıkmazı daha karmaşık ve çözülemez hale getirecek yeni yapısal reformlar değil; <strong>bölüşüm bunalımını vakit kaybetmeden çözecek reformları</strong> hayata geçirmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halka hiçbir şey vermeden yapısal reform yapmak, siyaseten <strong>intihar girişimidir</strong>.<br>Ancak halka bir şey vermek de klasik “yapısal reform” kavramıyla çelişir. Böyle bir uygulama yapısal reform değil, sadece <strong>reform</strong> olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">IMF, bu modeli Türkiye’ye dayattığında ve dönemin siyasetinin buna direnme gücü kalmadığında hükümet değişmiş, ancak yapısal reformların <strong>toplumsal maliyetleri</strong> uzun süre devam etmiştir.<br>Örneğin:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>1999’da 22 milyon olan istihdam, ancak <strong>2010</strong> yılında 22,6 milyona çıkarak 1999 seviyesini aşabilmiştir.</li>



<li>2008 küresel krizinden hemen önce, istihdam 21,22 milyon kişiye kadar gerilemişti.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık, <strong>2018–2019 krizi</strong> ve <strong>Covid-19 krizini</strong> kapsayan son on yılda istihdam <strong>6,1 milyon kişi artmıştır</strong>.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>2000’ler Öncesi ve Sonrası Farkı</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">2000’lerden önce Türk ekonomi siyasetinin yapısal reform taleplerine tepkisi, çoğunlukla <strong>“mış gibi yapmak”</strong> şeklindeydi. Ancak 2000’lerin başında, çaresizlik içinde bu deney <strong>gerçekten</strong> bir kez yapıldı ve sonuçlar dramatik oldu:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Cumhuriyet tarihinde, <strong>1929 Buhranı</strong>, <strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>, <strong>küresel kriz</strong> ve <strong>Covid-19</strong> dönemleri dahil olmak üzere, görülmemiş ölçüde istihdam kaybı yaşandı.</li>



<li><strong>2004</strong> yılında istihdam, bir yılda <strong>%7,16</strong> düştü.</li>



<li>Üstelik bu düşüş, 2000 yılından itibaren kademeli olarak başlamıştı:
<ul class="wp-block-list">
<li>2000: <strong>%2,12</strong> düşüş</li>



<li>2001: <strong>%0,26</strong> düşüş</li>



<li>2002: <strong>%0,79</strong> düşüş</li>



<li>2003: <strong>%0,97</strong> düşüş</li>



<li>2004: <strong>%7,16</strong> düşüş</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bu veriler, yanlış zamanda ve yanlış biçimde uygulanan yapısal reformların, istihdam üzerinde ne kadar ağır ve kalıcı tahribat yaratabileceğini göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapısal reformlara karşı Türk siyasetinin tavrı, birçok açıdan yerindedir. Ancak bu durum, <strong>reform ihtiyacının olmadığı</strong> anlamına gelmez. Geçmiş hükümetler, bu ayrımı yapamadıkları ya da reformları hayata geçirecek siyasi ve ekonomik güce sahip olmadıkları için yolun sonu iyi bir noktaya varmamıştır.<br>Unutulmamalıdır ki <strong>reform yapmayı başaramayan ekonomiler, sonunda yapısal reform yapmaya zorlanır</strong>.<br>Çıkarılması gereken asıl ders budur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Ekonomisinde Talep Enflasyonu Miti &#124; Q2-2022 &#8211; Q2-2024</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/talep-enflasyonu-miti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Sep 2024 22:59:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=6380</guid>

					<description><![CDATA[1 &#124; 2022-Q2 ile 2023-Q3 döneminde yani faiz politikasında değişikliğe gidilmeden önce ekonomide Üretim Harcamalardan daha yüksek. Başka bir deyişle ekonomi Stok Yatırımı yapmaktadır.

2 &#124; 2023-Q3 ile 2024-Q2 döneminde ise Harcamalar Üretimden daha yüksek. Yani, Türkiye Ekonomisi geçmiş yıllarda gerçekleştirmiş olduğu Stok Yatırımlarını piyasaya arz ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-3d1d7d1a2bd18ae09e31138cbd9f4995" style="background-color:#008b00">TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TALEP ENFLASYONU MİTİ | Q2-2022 &#8211; Q2-2024</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çalışmada kısaca Planlanan Harcamalar olarak ifade edilecek olan ekonomideki <strong>Planlanan Toplam Harcamalar</strong> 5 harcama türünden oluşur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1 | Tüketim [Hanehalkı ve Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşların Nihai Tüketimi]</p>



<p class="wp-block-paragraph">2 | Devlet Nihai Tüketimi</p>



<p class="wp-block-paragraph">3 | Sabit Sermaye Yatırımları</p>



<p class="wp-block-paragraph">4 | İhracat</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketim, Devlet Tüketimi, Yatırımlar ve İhracat için harcama yaptığımızda ithalat içinde harcama yapmış oluruz. Bu doğrudan ithal malı cep telefonu olabileceği gibi, yerli malı cep telefonunda kullanılan ithal ara girdiler aracılığıyla da olabilir. Bu yüzden  yukarıdaki 4 harcama türünden ithalatı çıkarmalıyız. </p>



<p class="wp-block-paragraph">5 | İthalat</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüketime (c), Devlet Tüketimine (G), Sabit Sermaye Yatırımlarına (I), İhracata (X), İthalata ise (M) ve Planlanan Harcamaların toplamına da (AE) diyelim. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AE=C+G+I+X-M</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıdaki denkleme Stoktaki Değişiklikler yani Stok Yatırımlarını (I*) eklediğimizde Üretime  yani GSYH&#8217;ye ulaşırız. Üretime yani GSYH&#8217;ye Y diyelim</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Y=C+G+I+X-M+<mark style="background-color:#fcb900" class="has-inline-color">I*</mark></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi iki eşitliği alt alta yazalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AE = C+G+I+X-M</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Y   = C+G+I+X-M+I*</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Üretim Planlanan Harcamalardan fazla olursa ne olur? Bazı mallar satılamadığı için ekonomide stok oluşur. TÜİK&#8217;in Ulusal Hesaplarında Stoktaki Değişiklikler kalemi yani yukarıdaki denklemde<strong> I*</strong> pozitif değer alır. Bu ilgili dönemde ekonomide Stok Yatırımı (I*) yapıldığını ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Planlanan Harcamalar Üretimden fazla olabilir mi? Evet ancak bunun olabilmesi için geçmiş dönemlerde Üretimin Planlanan Harcamalardan fazla olması gerekir. Başka bir deyişle, geçmiş dönemlerde ekonominin Stok yapmış olması gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomide geçmiş dönemlerden Stok Yatırımlarının bulunduğu koşullar altında, Planlanan Harcamalar Üretimden fazla olduğunda, Stok Yatırımları piyasa arz edilerek talep karşılanır. TÜİK&#8217;in Ulusal Hesaplarında Stoktaki Değişiklikler kalemi yani yukarıdaki denklemde<strong> I*</strong> negatif değer alır.</p>



<p class="has-black-color has-white-background-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-4675f1224405852c2a8282f9aab79983 wp-block-paragraph"><strong><em>Stokların piyasaya arz edilmesi nihai bir ürünün doğrudan tüketiciye satılması şeklinde olabileceği gibi stoktaki bir ara malın üretim sürecinden geçirildikten sonra piyasaya arz edilmesi şeklinde de olabilir. İkinci durumda ara girdinin stoklardan kullanılması, ara girdi üreticisinin talebini azaltır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Buraya kadar olan açıklamalarımızda, Planlanan Harcamalar karşılandığı için Planlanan Harcama Gerçekleşen Harcamaya eşitti. Ancak ekonominin geçmiş dönemlerden bugüne kadar sürdürdüğü Stok Yatırımları yoksa, <strong>Planlanan</strong> Harcama ile <strong>Gerçekleşen </strong>Harcamalar birbirine eşit olmaz. Eğer Planlanan Harcama Üretimden büyükse, yani Ekonomide <strong>Planlanan</strong> Harcama fazlalığı-talep fazlalığı var ise, fiyatlar yükselecek, fiyat yükselişi sebebiyle ekonomide bazı kesimler harcamalarından vazgeçecek ve <strong>Gerçekleşen </strong>Harcamalar, Planlanan Harcamalardan küçük olacaktır. Bu koşullar altında, Planlanan Harcama Üretimden büyüktür ancak Gerçekleşen Harcama Üretime eşittir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir üst paragrafta tam istihdam varsayımı yapmadığımı belirtmek isterim. Anlatmak istediğim <strong>belirli bir dönemde</strong> ekonomide Planlanan Harcama yüksekse, Üretimini hızlı bir şekilde ayarlama yeteneğine olan sektörler (imalat sanayi gibi) bir miktar gecikmeli de olsa aynı dönem içinde Üretimini artırarak tepki verecektir. Ancak Üretim artışı sonrasındaki Üretim düzeyi halen Planlanan Harcamadan düşükse ve fazlalığı karşılamada ithalat arzı da yeterli değilse fiyatlarda artış eğilimi görülebilir. Ancak bu fiyat artışı bir sonraki dönem için üretimi ve ithalatı teşvik edecektir. Ancak aynı durum tarım sektöründe meydana gelirse, tarım sektörünün dış ticarete konu olma derecesi düşük olduğu ve üretim ayarlamalarını hızlı bir şekilde yapamayacağı için fiyatlar aynı dönemde imalat sanayi sektörüne göre çok daha hızlı yükselecektir. Bir sonraki dönemde çiftçiler fiyatlardan aldıkları sinyali dikkate alarak eğer mümkünse üretimlerini artırabilirler veya bu talebin geçici olduğunu düşünüp değiştirmeyebilirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üretim ve Planlanan Harcama (Planlanan Toplam Talep) kavramlarını açıklığa kavuşturduğumuz için Türkiye Ekonomisini inceleyebiliriz.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-39a6ead66cbf2db1d631f97d79c05bed" style="background-color:#0274be">Üretim (GSYH) ve Harcamalar (Talep) | Yıllık </h3>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikte yıllık nominal GSYH ile Harcamaların 2022-Q2 ile 2024-Q2 dönemindeki seyri sunulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne Görüyoruz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">1 | 2022-Q2 ile 2023-Q3 döneminde yani faiz politikasında değişikliğe gidilmeden önce ekonomide Üretim Harcamalardan daha yüksek. Başka bir deyişle ekonomi Stok Yatırımı yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2 | 2023-Q3 ile 2024-Q2 döneminde ise Harcamalar Üretimden daha yüksek. Yani, Türkiye Ekonomisi geçmiş yıllarda gerçekleştirmiş olduğu Stok Yatırımlarını piyasaya arz ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlamaya çalışalım. Talep Enflasyonu yaygaralarının koptuğu dönemde ekonomide Üretim Harcamalardan fazla, faiz oranları artırılmaya başlandıktan sonra ise Üretim Harcamalardan az.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyonu-Miti-scaled-e1727419354116.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="835" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyonu-Miti-scaled-e1727419354116.jpg" alt="Türkiye'de Talep Enflasyonu Miti" class="wp-image-6376" style="width:800px;height:auto"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" data-type="link" data-id="https://www.tuik.gov.tr/" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafiğin de gösterdiği üzere bu dönemde Reel GSYH büyümeye devam etmiştir. Dolayısıyla, Stok Yatırımlarının, ekonomide bir Harcama Eksikliği sebebiyle oluşmadığını söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, ekonomik kriz dönemlerinde olduğu gibi Stok Yatırımları arzu edilmeyen bir yatırım değildir. Ekonomi kendi isteğiyle Stok Yatırımı gerçekleştirmiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyon-Miti-4-scaled-e1727419402940.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="668" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyon-Miti-4-1024x668.jpg" alt="Türkiye'de Talep Enflasyon Miti-4" class="wp-image-6379" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" data-type="link" data-id="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></figcaption></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-a51252185bad189733555ef43972eea7" style="background-color:#0274be">Üretim (GSYH) ve Harcamalar (Talep) | Çeyreklik</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi konuyu çeyreklik dönemler itibarıyla inceleyelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2023 yılı ikinci çeyreğinde nominal olarak Stoktaki Değişiklerin GSYH&#8217;ye oranı -%4,4&#8217;tür. Yani, 2023 yılı ikinci çeyreğinde, faiz artırımı öncesinde ekonomide Harcamalar Üretimin üzerine çıkmıştı ve bu fazla Harcama geçmiş yıllarda oluşturulan Stokların piyasaya arz edilmesiyle karşılanmıştır. Bu dönemden sonra Harcamalar Üretimin daima üstünde olmuştur. Ancak bu Harcama fazlalığı ekonominin tam istihdam üretim seviyesinin üzerindeki Harcama fazlalığı değildir. Bu Harcama fazlalığı sadece Harcamaların Üretimden fazla olmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2020 yılı ilk çeyreği ile 2023 yılı ilk çeyreği arasında ekonomide Üretim Harcamalardan yüksekken, 2023 yılı ikinci çeyreğinde bu durum tersine dönerek Üretim Harcamalardan düşüktür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki çeyreğe göre reel GSYH&#8217;nin artışına baktığımızda, 2023 yılı ikinci çeyreğinde ekonomi bir önceki çeyreğe göre %4 gibi dikkate değer bir büyüme gerçekleştirmiştir. Bir ekonomi bir önceki çeyreğe göre dört çeyrek üst üste %4 büyüse, o ekonominin yıllık büyümesi %17 olur. Yani 2023 yılı ikinci çeyreğinde ekonomide muhteşem bir Harcama artışı olmuş, bu Harcama artışına denk bir Üretim artışı ile cevap verilememiş olsa da yine muhteşem bir şekilde Üretim artışı ile karşılık verilmiş.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyonu-Miti-3-scaled-e1727419383389.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="668" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyonu-Miti-3-1024x668.jpg" alt="Türkiye'de Talep Enflasyonu Miti-3" class="wp-image-6378" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" data-type="link" data-id="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">%8,50 olan TCMB politika faizi 23 Haziran 2023&#8217;te %18,50&#8217;ye yükseltilmişti. Bu yüzden ekonomide faiz artış sürecine 2023 yılı üçüncü çeyreğinde girildiğini söyleyebiliriz. Oysa ekonomide Harcama fazlalığı, faiz artışı sürecinden bir çeyrek önce başlamıştır ve 2024 yılı ikinci çeyreği itibarıyla da devam etmektedir. 2023 yılı son çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %1,17 büyüyen ekonomi 2024 yılı ikinci çeyreğinde %1,36 büyümüştür. 2024 yılı ikinci çeyreğinde ise Türkiye Ekonomisi bir önceki çeyreğe göre %0,07 büyümüştür. Ekonomide halen Harcama fazlalığı olmasına rağmen, bu Harcama fazlalığı Üretimi artırmıyor, Stokların piyasaya arz edilmesiyle karşılanıyor. Faiz artışı ve döviz kurunun göreli olarak istikrar kazanması <a href="https://sanayilesmeliyiz.com/ekonomik-kriz-nasil-ortaya-cikar/" data-type="link" data-id="https://sanayilesmeliyiz.com/ekonomik-kriz-nasil-ortaya-cikar/"><strong>Stok tutmanın fırsat maliyetini</strong></a> yükselttiği için firmalar Üretimi yavaşlatıp Stoklarını piyasa arz etmeye başlamışlardır.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-df7121e814573ce5f6f715f6fae4b48f" style="background-color:#008b00">SONUÇ: REEL SEKTÖRÜ OKUMAK</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/stok-yatirimlarini-okumak/" data-type="link" data-id="https://sanayilesmeliyiz.com/stok-yatirimlarini-okumak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong>Ekonomimizde önemli miktarda stok yatırımı bulunmaktadır.</strong></a> Faiz ve kredi miktar kısıtlamaları politikasıyla Harcamalar daraltılarak enflasyonun düşürülmeye çalışılmasına mallar cephesi de Üretim düşüşü ile tepki veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çekirdek TÜFE, enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE&#8217;dir. Çekirdek TÜFE&#8217;den hizmetler TÜFE&#8217;sini çıkarırsak Temel Mallar TÜFE&#8217;sine ulaşırız. Bu malların temel özelliği dış ticarete konu olma derecesi oldukça yüksek olmasıdır. Bu malların ulusal para birimi cinsinden fiyat değişimleri uluslararası piyasalardaki dolar cinsinden fiyatlar ve dolar kuru değişimi tarafından belirlenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağustos 2023 ile Ağustos 2024 döneminde yani son bir yılda dolar kuru %24,53 artmıştır. Temel Mallar ise aynı dönemde %28,91 artmıştır. Dayanıklı Mallar (Altın Hariç) ise %23,69 artmıştır. </p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyon-Miti-5-scaled.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img decoding="async" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/09/Turkiyede-Talep-Enflasyon-Miti-5-1024x669.jpg" alt="" class="wp-image-6483" style="width:800px"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" data-type="link" data-id="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></figcaption></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-09fdbc0288a7cdedad52de9f3d78cf4f" style="background-color:#0274be">Neyle Karşı Karşıyayız?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">1 | Yaşadığımız enflasyon Talep Enflasyonu değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2 | Mallar sektöründe önemli miktarda stok vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3 | Ekonomi yönetimi kademeli bir şekilde talebin artış hızını yavaşlatmaya çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4 | Ekonomi yönetiminin kademeli talep artış hızını yavaşlatmasına reel sektör de kademeli olarak üretim artış hızını düşürerek tepki veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5 | Bu süreç içinde ara malları ithalatının düşmüştür. Bunun sebebi, stokların fırsat maliyeti yükseldiği için, firmaların ithalat talebini kısmaları, Stoklarındaki ithal malları (doğrudan ya da üretim sürecinden geçirildikten sonra) piyasaya arz etmeleridir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enflasyon ile Kamu Borçlarını Düşürmek: 2021-2024-Q1</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/enflasyon-ile-kamu-borclarini-dusurmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Aug 2024 10:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=5549</guid>

					<description><![CDATA[Kamu borçlarını düşürmek amacıyla enflasyon üretilebilir. Ancak bu politikanın başarı derecesi kamu borçların ne kadarının ulusal para birimi cinsinden olduğuna bağlıdır. Başka bir deyişle, kamu borç stoku için dolarizasyon oranı yüksekse -yani yabancı para cinsi borçlar yüksekse- enflasyon aracılığıyla borçlar düşürülemez aksine artırılabilir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-cf5e4f4dd5938584dd608624cbe186fb" style="background-color:#008b00">ENFLASYON ile KAMU BORÇLARINI DÜŞÜRMEK: 2021-2024-Q1</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kamu borçlarını düşürmek amacıyla enflasyon üretilebilir. Ancak bu politikanın başarı derecesi kamu borçların ne kadarının ulusal para birimi cinsinden olduğuna bağlıdır. Başka bir deyişle, kamu borç stoku için dolarizasyon oranı yüksekse -yani yabancı para cinsi borçlar yüksekse- enflasyon aracılığıyla borçlar düşürülemez aksine artırılabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-ef6431cdee278eb26f7b15210b99942c" style="background-color:#0274be">Para Arzı ve Enflasyon mu Döviz Kuru ve Para Arzı ile Enflasyon mu?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&#8217;de mevcut ekonomik yapımızda parasal artış ile enflasyon yaratmak zor görünüyor. Çünkü faizlerdeki bir düşüş kredi kanalı üzerinden harcamaları artırarak enflasyon yaratma gücüne ulaşmadan çok önce spekülatif kur atağı üzerinden enflasyon ve para arzı yükselir. Bu yüzden enflasyon, kredi arzı-para arzı-harcama artışı yolundan yükselmez. Denense bile bu kanaldan yüksek enflasyon bu ekonomiye yaşatılamaz.<br><br>2018 ve 2021 yılındaki kur şokunda YP para arzının nasıl yükseldiğine dikkat ediniz. Her iki dönemde de enflasyonda nasıl bir sıçrama yaşandığını biliyoruz. Döviz kurundaki artış aynı anda YP mevduatları üzerinden para arzını, gecikmeli olarak enflasyonu yükseltir. Ama her döviz kuru artışı enflasyona yol açacak gibi bir düşünceye kapılmayınız. Döviz kuru küresel krizden beri yükselmeye geçmişti ancak 2018 yılına kadar Türkiye&#8217;nin gündemine oturacak derecede enflasyona yol açmamıştır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/08/M2-Para-Arzi-ve-Enflasyon-ENFLASYON-ile-KAMU-BORCLARINI-DUSURMEK-e1724224250538.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="668" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/08/M2-Para-Arzi-ve-Enflasyon-ENFLASYON-ile-KAMU-BORCLARINI-DUSURMEK-1024x668.jpg" alt="" class="wp-image-5554" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-50fe3e8c97f0d19ff8bdad95c7c1d62a" style="background-color:#0274be">Enflasyon ile Kamu Boçlarını Düşürmek: Kamu için Bu Gerekli Miydi?</h3>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.hmb.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri" data-type="link" data-id="https://www.hmb.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Türk Hazinesi</a> borcu yüksek bir Hazine değildir. Borçluluğun yükseldiği dönem, üretimin düştüğü ve bu üretim düşüşünü engellemek için vergi gelirlerinden vazgeçildiği bir döneme denk düşer. Üretim artmaya başlayınca borçluluk zaten düşmeye başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden kamunun, kendi borçları için enflasyon üretmesine daha doğrusu döviz kuru artışı üretecek politikalar uygulamasına gerek yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikte 2021 yılı 3. Çeyreğinde zaten borçluluğun %35&#8217;in altına düştüğünü görüyoruz.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/08/ENFLASYON-ile-KAMU-BORCLARINI-DUSURMEK-2021-2024-Q1-scaled-e1724223789426.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="668" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/08/ENFLASYON-ile-KAMU-BORCLARINI-DUSURMEK-2021-2024-Q1-1024x668.jpg" alt="ENFLASYON ile KAMU BORÇLARINI DÜŞÜRMEK 2021-2024-Q1" class="wp-image-5552" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, 2017 yıl sonunda DİBS&#8217;lerde dolarizasyon yoktu. 2018 yılı ikinci çeyreğinde iç borçlarda döviz cinsi borçlanmalar görmeye başladık. Merkezi yönetim dış borçları da bu dönemden sonra yükselmeye devam etti. Böyle bir durumda döviz kurunun yükselmesi borçluluğu düşürmez aksine artırır. Yani kur artışı bilinçli bir ekonomi siyasetinin ürünü ise bunda planlı bir Hazine çıkarı olamaz.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/08/Merkezi-Yonetim-Borcunda-Dolarizasyon-Orani-scaled-e1724243273218.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="668" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/08/Merkezi-Yonetim-Borcunda-Dolarizasyon-Orani-1024x668.jpg" alt="" class="wp-image-5596" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Kur artışından Hazine çıkar sağlamadıysa (yan etkiler sebebiyle elbette çıkar sağladı) bu politikanın amacı neydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Ekonomisi Çin ekonomisi gibi merkantalist bir harmanla mı yapılmak amaçlanmıştı? Eğer amaç bu ise sonuç kur politikası bakımından tam tersi olmuştur. Gerçekten amaç bu muydu yoksa bu iyi bir retorik miydi? Bilmiyorum. Her ikisini de düşündüren şeyler bulmak mümkün.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-c5f5f86115baa13868481cd108a9432b" style="background-color:#0274be">Enflasyon Nedir?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Thomas Piketty, Kapital ve İdeoloji kitabında bize enflasyonun tanımını verir:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;Enflasyon, ağır bir yeniden dağıtım çatışmasıyla karşı karşıya kalmış bir toplumun alametidir, zira toplum örneğin geçmişten intikal etmiş bazı alacaklardan kurtulmak ister ama lazım gelen fedakarlıkların nasıl daha iyi bölüşülebileceğini açıkça tartışmayı başaramaz ve kendini fiyatların, spekülasyonun kaprislerine teslim etmeyi tercih eder. Bunun en bariz riski muazzam bir adaletsizlik hissi yaratmasıdır.&#8221;</em></p>



<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-c5a571ac7ef7280e39395673df3f68a6" style="background-color:#0274be">Enflasyon ile Özel Sektör Borçlarını Düşürmek Mi?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Sabit faizli uzun vadeli krediniz var ise, enflasyon oranlarındaki artış borçluluğu düşürür. Aylık 3.000 lira geliri olan kişinin örneğin geçmişten kalma uzun vadeli aylık 500 TL ödemesi var ise, bu ödemenin bütçe içindeki payı 1/6&#8217;dır. Enflasyon sebebiyle bu kişinin aylık ortalama geliri 5.000 TL&#8217;ye çıkıyorsa aylık kredi ödemesinin aylık geliri içindeki payı 1/6&#8217;dan 1/10&#8217;a düşer. Bu tüketiciler için geçerli bir örnektir. Ancak düşük faiz döneminden tüketiciler çok faydanalanamadı, çünkü krediye ilişkin miktar kısıtlamaları getirildi. Aşağıdaki grafikte tüketici kredilerindeki düşüşlerin bir kısmı enflasyonun etkisi ise bir kısmı krediye erişmekteki zorluk sebebiyle ödenen krediler yerine tekrar kredi çekilememesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketler tarafını inceledeğimizde, şirketlerin yabancı para cinsi kredileri olduğunu dikkate aldığımızda döviz kurundaki artış bir taraftan borçluluğu artıracakken, diğer taraftan enflasyon sebebiyle uzun vadeli sabit faizli krediler aracılığıya borçluluk düşecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere 2021 yılı dördüncü çeyreğinde reel sektörün YP kredi borçlarının GSYH&#8217;ye oranı %20&#8217;lerden %25&#8217;lere yükseliyor.  Ancak bu dönemden sonra fiyatlardaki yükseliş ve kurdaki düşüş ve istikrar kazanması ile 2023 yılı ilk çeyreğine gelindğinde %10&#8217;lara düşüyor. Sonuç olarak reel sektörün YP borçları %20&#8217;lerden %10&#8217;lara geriledi diyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılı son çeyreğinde TL cinsi kredilerin GSYH&#8217;ye oranı %25&#8217;ler civarında iken 2023 yılı ilk çeyreğinde %20&#8217;lere düşmüştür.  Düşüşün fazla olmamasının bir sebebi bu dönemde firmalar YP kredi borçlarını öderken TL kredileri yönelmiş olmasıdır. Ayrıca bankacılık sektörü de bu dönemin bir kısmında kısa vadeli ve değişken faizli krediler vermeye başlamıştı. Düşük faiz döneminde firmalar uzun vadeli krediye erişimi kısıtlıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada iktisadi aktivitedeki canlılığın da aşağıdaki grafikteki borç rasyosunu düşürdüğü unutulmamalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-9fa03fa7f1e1547b5554d9c98178c44b" style="background-color:#0274be">Makine Teçhizat Yatırımları</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılı dördöncü çeyreğinden 2024 yılı ilk çeyreğine kadar yıllık reel makine ve teçhizat yatırımlarının reel GSYH&#8217;ye oranının %11,7&#8217;den %13,7&#8217;ye yükselmesi şaşırtıcı bir orandır. Kabaca 2 yılda %2 puan artış.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>1960&#8217;larda G. Kore&#8217;de şöyle bir hikaye yaşanıyor: Hükümet iş adamlarını hapse atıyor. İş adamları yatırım yapma sözüne karşılık serbest bırakılıyorlar.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yöntemi bir kenara bırakırsak, yaşananları derleyip toplayıp analiz etmeye çabaladığımızda kamu ile endüstriyel sermaye arasında bir tür sözleşme yapılmış olması muhtemel. Eğer bu doğru ise Türk Ekonomisi gerçekten merkantalist harmanlama peşindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir harmanlama ihtiyacı olduğunu düşünmekle birlikte bu harmanlamanın başarısı nasıl bir harmanlama yapıldığına ve bu harmanlamanın nasıl uygulandığına bağlı olacaktır. Bu yüzden olumlu ya da olumsuz yargıda bulunmak için çok erken. Şu anda olsa olsa öğrenme sürecinde olabiliriz. Öğrenme süreci ise ekonomik geri bildirimlere etkin cevaplar sunma sürecidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye merkantalist harmanlama ile sanayileşmeyi mi amaçlıyor yoksa kalkınmayı mı? Çoğu zaman bende dahil bu kavramı birbiri yerine kullansanıyor olsak da, ekonomi siyasetinde böyle bir dönüm noktasında bu kavramsal farklılığı dikkate alarak bu soruya cevap verilmelidir. Çünkü burada şöyle bir soru var: Toplum hangisini istiyor ya da topluma hangisi kabul ettirilebilir? Endüstriyel sermaye ile uzlaşmak kendi başına yeterli mi? Toplum ya finansal sermaye tarafına çekilirse?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KKM ve Faiz: 2018 ve 2021 Kur Şokları Üzerine Etki Analizi</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/kkm-ve-faiz-kur-soklari-uzerine-etki-analizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Aug 2024 16:47:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=5423</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ekonomisi son dönemde iki şiddetli kur artışı yaşamıştır. İlki 2018 yılında, ikincisi ise 2021 yılında gerçekleşmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-0e9fa8696fa6d0d232a0e62c7f330244">KKM ve FAİZ: 2018 ve 2021 KUR ŞOKLARI ÜZERİNE ETKİ ANALİZİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisi son dönemde iki şiddetli kur artışı yaşamıştır. İlki 2018 yılında, ikincisi ise 2021 yılında gerçekleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2017 yılı Mayıs ayının son haftası (26 Mayıs 2017) başlangıç haftası yani sıfırıncı hafta olarak kabul edilmiştir. 2018 yılı Haziran ayında kur artışına politika faiziyle tepki verildiği için bu tarihten 53 hafta öncesi başlangıç noktası alınmıştır. Aşağıdaki grafikte kırmızı renkli çizgi ve tarih ekseni ilk kur şokunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2020 yılı Kasım ayının son haftası (27 Kasım 2020) ikinci başlangıç haftası yani sıfırıncı hafta olarak kabul edilmiştir. 2021 yılı Aralık ayında kur artışına KKM ile tepki verildiği için bu tarihten 53 hafta öncesi başlangıç noktası alınmıştır. Aşağıdaki grafikte yeşil renkli çizgi ve tarih ekseni ikinci kur şokunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Grafikten görüldüğü üzere, 2021 yılındaki kur şoku daha kısa sürede gerçekleşmiştir. 2018 ve 2021 yıllarındaki kur hareketlerinde başlangıç dönemini, grafikteki gösterime göre 40. hafta olarak kabul edebiliriz. Bu dönem, kırmızı tarih ekseni için Mart 2018’in ilk haftasına; yeşil tarih ekseni için ise Eylül 2021’in ilk haftasına denk gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılındaki kur artışı, 67. haftada (7 Eylül 2018) zirve noktasına ulaşmış ve kur 6,62 TL olmuştur. 2021 yılındaki kur şoku ise 55. haftada (17 Aralık 2021) zirve değerine ulaşmış ve kur 14,42 TL seviyesine çıkmıştır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1.-Haftalik-Dolar-TL-Birikimli-Degisimi-.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/1.-Haftalik-Dolar-TL-Birikimli-Degisimi--1024x724.png" alt="" class="wp-image-11038" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">40. haftayı kur şokunun başlangıcı olarak ele aldığımızda, faiz oranları üzerinden bakıldığında 2021 yılındaki kur şokunun 15 haftada, 2018 yılındaki kur şokunun ise 27 haftada zirveye ulaşmasının makul bir açıklaması vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılında ticari kredi faiz oranları 40. haftadan sonra yavaş yavaş, 45. haftadan itibaren ise daha hızlı fakat istikrarlı bir şekilde düşmeye başlamıştır. Buna karşılık 2018 kur şokunda 40 ile 50. haftalar arasında faiz oranlarında belirgin bir değişim gözlenmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her iki kur şokunda da 55. haftaya gelindiğinde ticari kredi faizleri yükselmeye başlamıştır. 2021 yılı kur şokunda ticari faiz oranları 58. haftada (7 Ocak 2022) zirve yaptıktan sonra düşüşe geçmiştir. Buna karşın 2018 şokunda faiz oranlarındaki artış 58. haftadan sonra da devam etmiş, 69. haftaya kadar (21 Eylül 2018) yükselişini sürdürmüştür.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2.-Haftalik-Ticari-Faiz-Oranlari-Akim-Kurumsal-KMH-ve-Kredi-Kartlari-Haric.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2.-Haftalik-Ticari-Faiz-Oranlari-Akim-Kurumsal-KMH-ve-Kredi-Kartlari-Haric-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11039" style="width:840px;height:auto"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">2018 Eylül ayının ilk haftasında Dolar/TL kuru haftalık zirve noktasına ulaştıktan sonra, aynı yılın Eylül ayında enflasyon oranı %25 seviyelerine yaklaşmıştır. 2021 yılı Aralık ayının ikinci haftasında kur zirveye ulaştığında ise, Aralık 2021’de enflasyon oranı %36,08’e yükselmiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/3.-Yillik-Enflasyon-Oranlari-.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/3.-Yillik-Enflasyon-Oranlari--1024x724.png" alt="" class="wp-image-11040" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-a60ff2f9c06f7608721617c18c70ce50">KKM ve Faiz: Ekonomik Büyümeye Etkileri</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle kısa bir hatırlatma olarak, aşağıdaki grafikte 2017 yılı ilk çeyreği (Mart 2017) ile 2024 yılı ilk çeyreği (Mart 2024) arasındaki GSYH’nin seyri gösterilmektedir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/4.-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindirilmis-Reel-GSY-Endeks-2009100.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/4.-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindirilmis-Reel-GSY-Endeks-2009100-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11041" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">2018 yılı Mart ayının son haftasında, yukarıdaki faiz grafiğinde 44. haftaya denk gelen dönemde ticari faiz oranları %17,21 düzeyindeydi. Haziran 2018’in son haftasında (57. hafta) bu oran %23,47’ye, Eylül 2018’in üçüncü haftasında (69. hafta) ise %38,33’e yükselmiştir. Faiz oranlarındaki bu artış sürecinde, 2018 yılı ikinci çeyreğinden (Haziran 2018) itibaren mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH gerilemeye başlamış ve beş çeyrek sonrasında dahi 2018 yılı ikinci çeyrek seviyesine ulaşamamıştır. Ancak altıncı çeyrekte, çeyreklik GSYH 2018 yılı ikinci çeyrek düzeyini aşabilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılı son çeyreğinde döviz kuru yükselişe geçmiş, 21 Aralık 2021’de KKM uygulaması ile buna tepki verilmiştir. 2021 yılı son çeyreğinden (Aralık 2021) sonra, 2022 yılı ilk çeyreğinde iktisadi aktivite daralmamış fakat yalnızca sınırlı bir büyüme (%0,20) kaydedilmiştir. Buna karşılık, 2022 yılı ikinci çeyrekten itibaren ekonomik büyüme kesintisiz sürmüş, yalnızca 2023 yılı ilk çeyreğinde –depremin yaşandığı dönemde– ekonomi bir önceki çeyreğe göre %0,16 oranında daralmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haziran 2018’de Türkiye ekonomisi, geçmiş beş çeyrek kümülatif bazda %5,35 büyümüştü. Ancak Aralık 2019’a gelindiğinde, yani altı çeyrek sonra, birikimli büyüme yalnızca 1,25 puan artarak %6,60’a ulaşabilmiştir. Buna karşılık, Aralık 2021’de geçmiş beş çeyrekte kümülatif büyüme %9,25 düzeyindeyken, altı çeyrek sonra bu oran 8,30 puan artışla %17,55’e yükselmiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/5.-Birikimli-GSYH-Buyume-Oranlari-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindilmis-.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/5.-Birikimli-GSYH-Buyume-Oranlari-Mevsim-ve-Takvim-Etkisinden-Arindilmis--1024x724.png" alt="" class="wp-image-11042" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Kur şoklarına karşı faiz artırımı ve KKM uygulamasıyla verilen tepkilerin üretim üzerindeki sonuçları, parasal büyüklüklerle kıyaslanabilir. Bu amaçla, nominal GSYH 2023 yılı fiyatları baz yılı alınarak reel GSYH’ye dönüştürülmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2023 yılı fiyatlarıyla, Haziran 2018’de yıllık (4 çeyrek kümülatif) GSYH 20,82 trilyon TL iken bir yıl sonra 0,21 trilyon TL azalarak 20,61 trilyon TL’ye gerilemiştir. Başka bir ifadeyle, Haziran 2018–Haziran 2019 döneminde yıllık üretim %1,02 oranında küçülmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık, 2023 yılı fiyatlarıyla 2021 yılı son çeyreğinde yıllık GSYH 23,93 trilyon TL seviyesindeydi. Bir yıl sonra, Aralık 2022’de bu tutar 1,32 trilyon TL artarak 25,25 trilyon TL’ye yükselmiştir. Yani Aralık 2021–Aralık 2022 döneminde yıllık üretim %5,53 oranında artış göstermiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/6.-2023-Yili-Fiyatlariyla-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Reel-GSYH-Trilyon-TL.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/6.-2023-Yili-Fiyatlariyla-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Reel-GSYH-Trilyon-TL-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11043" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-7df6c9f760d0e57db74ca40216534123">KKM ve Faiz: İstihdama Etkileri</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa bir hatırlatma olarak, aşağıdaki grafikte 2017 yılı ilk çeyreği (Mart 2017) ile 2024 yılı ilk çeyreği (Mart 2024) arasındaki istihdamın seyri gösterilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılı ikinci çeyreğinde istihdam hacmi 28,76 milyon kişiken, altı çeyrek sonra %2,04 oranında gerileyerek 28,17 milyon kişiye inmiştir. Buna karşılık, 2021 yılı dördüncü çeyreğinde 29,80 milyon kişi olan istihdam hacmi, altı çeyrek sonra %5,80 artışla 31,53 milyon kişiye yükselmiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/7.-Istihdam-Hacmi-Milyon-Kisi-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/7.-Istihdam-Hacmi-Milyon-Kisi-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11044" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">İstihdamın birikimli artışı da benzer bir karşıtlık sergilemektedir. Haziran 2018 itibarıyla geçmiş beş çeyrekte toplam istihdam artışı %3,24 iken, altı çeyrek sonra Aralık 2019’a gelindiğinde bu oran 2,11 puan düşerek %1,13’e gerilemiştir. Öte yandan, Aralık 2021’de geçmiş beş çeyrek kümülatif istihdam artışı %10,23 seviyesindeydi; altı çeyrek sonra ise 6,40 puanlık ek artışla %16,62’ye ulaşmıştır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/8.-Birikimli-Istihdam-Buyume-Oranlari-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis-.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/8.-Birikimli-Istihdam-Buyume-Oranlari-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis--1024x724.png" alt="" class="wp-image-11045" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">2018 yılı ikinci çeyreğinde (Haziran 2018) istihdam hacmi 28,76 milyon kişi düzeyindeydi. Bir yıl sonra, 2019 yılı ikinci çeyreğinde (Haziran 2019) istihdam 0,68 milyon kişi azalarak 28,07 milyon kişiye gerilemiştir. Altı çeyrek sonrasında, yani 2019 yılı son çeyreğinde dahi istihdam, 2018 yılı ikinci çeyrek seviyesinin 0,59 milyon kişi gerisinde kalmaya devam etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık, Aralık 2021’de 29,80 milyon kişi olan istihdam hacmi, bir yıl içinde artış göstermiş ve 2022 yılı son çeyreğinde 31,34 milyon kişiye yükselmiştir. Böylece Aralık 2021–Aralık 2022 döneminde istihdam 1,54 milyon kişi artmıştır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/9.-Istihdam-Hacmi-2-Milyon-Kisi-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/9.-Istihdam-Hacmi-2-Milyon-Kisi-Mevsim-Etkisinden-Arindirilmis-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11046" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-70e9acf341b2367a812bfddb8a99f2f3">KKM ve Faiz: Vergi Gelirlerine Etkileri</h3>



<p class="wp-block-paragraph">KKM’nin iki yıllık toplam maliyetinin TCMB ve Hazineye 1,06 trilyon TL olduğu ifade edilmektedir. Vergi avantajlarını bu hesaplamaya dâhil etmiyorum; zira vergi avantajları yalnızca KKM’ye özgü değildir, genel olarak finansal varlıkların çoğunda kayda değer bir vergi yükü bulunmamaktadır. Bu nedenle vergi kaybı tartışmasını anlamlı görmüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2023 yılı fiyatlarıyla bakıldığında, 2018 yılı ikinci çeyreğinde yıllık vergi gelirleri 3,57 trilyon TL iken, bir yıl sonra yani 2019 yılı ikinci çeyreğinde 0,30 trilyon TL azalarak 3,27 trilyon TL’ye gerilemiştir. Başka bir ifadeyle Haziran 2018 – Haziran 2019 döneminde vergi gelirleri %8,42 oranında düşüş göstermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, 2021 yılı ikinci çeyreğinde yıllık vergi gelirleri 3,84 trilyon TL seviyesindeydi. Bir yıl sonra, 2022 yılı son çeyreğinde bu tutar 0,12 trilyon TL (%3,06) artışla  3,94 trilyon TL’ye yükselmiştir. Değerleri aşırı derecede oynatmayacak olsa da 2022 yılında asgari ücret vergi istisnası ve KDV oranlarında da indirimler uygulandığını da akıllarda tutmalıyız.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/10.-2023-Yili-Fiyatlariyla-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Vergi-Gelirleri-Trilyon-TL.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/10.-2023-Yili-Fiyatlariyla-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Vergi-Gelirleri-Trilyon-TL-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11047" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-89b1d3f92d47599ea5cb6fa4ca8636a1">KKM ve Faiz: Enflasyona Etkileri</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılı ikinci çeyreğinde, bir önceki yılın aynı dönemine göre GSYH deflatörü (GSYH enflasyonu) %14,7 düzeyindeydi. Altı çeyrek sonra, yani 2019 yılı son çeyreğinde bu oran %10,5’e gerilemiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılı son çeyreğinde GSYH enflasyonu %39,4 seviyesine ulaşmıştı. Sonraki dönemlerde enflasyon %100’lerin üzerine çıktıktan sonra, 2023 yılı ikinci çeyreğinde %55,5’e gerilemiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/11.-GSYH-Enflasyon-Oranlari-Ceyreklik-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/11.-GSYH-Enflasyon-Oranlari-Ceyreklik-Bir-Onceki-Yilin-Ayni-Ceyregine-Gore-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11048" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<h3 class="wp-block-heading has-vivid-cyan-blue-color has-text-color has-link-color wp-elements-0eb6e6ade9f29c6ba377b0d36115dc17">KKM ve Faiz: Sermaye Girişlerine Etkileri</h3>



<p class="wp-block-paragraph">KKM uygulaması sonrasında ise, yaygın kanaatin aksine, sermaye girişlerinde bir sorun gözlenmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılı ikinci çeyreğinden sonra yıllık (4 çeyrek kümülatif) bazda sermaye çıkışları gerçekleşmiştir. Nitekim Haziran 2018 – Haziran 2019 döneminde Türkiye’den toplam 19,60 milyar dolar tutarında sermaye çıkışı olmuştur. Buna karşılık, 2021 yılı son çeyreğinde yıllık sermaye girişi 19,89 milyar dolar düzeyindeyken, bir yıl sonra 2022 yılı son çeyreğinde bu tutar 29,81 milyar dolara yükselmiştir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/12.-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Finans-Hesabi-Milyar-Dolar.png" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/12.-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Finans-Hesabi-Milyar-Dolar-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11049" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">KKM sonrasında gerçekleşen sermaye girişlerinin karşılığında döviz cinsinden kaynaklara yüksek faiz ödendiği doğrudur. Ancak bu durum, TL faizleri yüksek olduğunda da benzer şekilde geçerlidir: yabancı sermaye, yüksek getiri arayışıyla giriş yapar. Makroekonomik açıdan bakıldığında, toplumun döviz cinsi borçlanmalara %8 faiz ödemesi ile yabancı sermaye girişlerine %8 getiri ödemesi arasında esaslı bir fark bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, detaylarda kritik ayrımlar vardır. Dış borçlanma faizleri düşük olduğunda bu imkândan esas olarak belirli firmalar ve finansal kuruluşlar yararlanırken, yabancı sermayeye ödenen yüksek getirinin yükü toplumun geneline yayılır. Tersine, döviz faizlerinin yükseldiği koşullarda maliyet doğrudan kredi kullanan firmalar, finansal kuruluşlar ve devlet üzerinde yoğunlaşırken; düşük TL faizleri nedeniyle sağlanan avantaj toplumun genelinin lehine olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-93707435a3257647f65495807d32ec72">SONUÇ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">KKM Aralık 2021’de değil de Ekim 2021’de devreye alınmış olsaydı, bugün enflasyon oranlarının hangi seviyelerde olacağı sorusu önemlidir. Ancak asıl mesele, enflasyonun bugün %20–30 civarında olup olmayacağından ziyade, uygulanan her politikanın kaybeden grupları için telafi edici araçlara ihtiyaç duyulduğudur. Zira bu tür telafi edici politikalar, uygulanan ana politikanın sürdürülebilirliğini sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye geç de olsa düşük faiz politikasını telafi edici bir unsur olarak KKM’yi devreye almış ve bu sayede düşük faiz politikasını yaklaşık iki yıl sürdürebilmiştir. Bunun yanı sıra, düşük faizin kaybettirdiği grupları desteklemek için:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Ücret belirleme sıklığı</strong> yılda iki defaya çıkarılmış,</li>



<li><strong>KDV oranlarında indirimlere</strong> gidilmiş,</li>



<li><strong>Asgari ücrette vergi istisnası</strong> uygulaması hayata geçirilmiştir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu adımlar, düşük faizin kayıplarını telafi etmeye yönelik tamamlayıcı politikalar olarak değerlendirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">KKM’nin neden birkaç ay daha erken uygulanmadığı üzerinden yetkilileri suçlamak doğru değildir. Ekonomi politikalarında tek bir reçete bulunmaz; çoğu şey deneme–yanılma yoluyla öğrenilir. Nitekim ilk KKM tasarımında fark ödemelerinin bir kısmının Hazine tarafından karşılanacağı açıklanınca, bunun politikanın sürdürülebilirliğini riske atabileceği endişesi doğmuştu. Daha sonra bu risk görülmüş ve fark ödemelerinin tamamı TCMB’ye devredilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Düşük faiz mi yoksa yüksek faiz mi daha iyidir?” sorusu tek başına anlamlı değildir. Asıl kritik olan, hangi politika tercih edilirse edilsin onun doğuracağı kayıpları telafi edebilecek yan politikaların hazırlanıp hazırlanmadığıdır. Eğer düşük faizi tercih ediyorsanız, bu politikadan olumsuz etkilenecek grupların kayıplarını telafi edecek araçlar geliştirmeniz gerekir. Aynı şekilde, yüksek faiz politikasını da ancak maliyetlerini telafi edici mekanizmalarla sürdürebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla mesele, “iyi” ya da “kötü” politika tartışması değil; uygulamanın kayıpları hangi ölçüde telafi edebildiğidir. Kaybı yaşayan gruplar bu kayıpları “kabul edilebilir” ölçüde telafi edilmiş görüyorsa politika sürdürülebilir olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa ve ABD ekonomilerinin işgücü piyasaları üzerinden karşılaştırılması bu noktada anlamlıdır. ABD’de sosyal güvenlik sistemi görece zayıftır; bu nedenle %5–7 arası işsizlik oranı toplumsal olarak kabul edilemez bir maliyet yaratır. Avrupa’da ise güçlü sosyal güvenlik ağları nedeniyle aynı işsizlik oranı daha kolay tolere edilebilir. Bu fark, Avrupa’nın yüksek faiz oranlarını ABD’ye kıyasla daha uzun süre sürdürebilme kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İyi ya da kötü politikalara değil, politikanın nasıl uygulandığına ve iktisadi ortamın bu politikanın maliyetlerini taşıyıp taşıyamayacağına odaklanmak gereklidir. Yüksek ya da düşük faizle işleri zorlaştırmak mümkündür, aynı şekilde aynı araçlarla işleri yoluna koymak da mümkündür. İşte bu, ekonomi politiğin sanatsal yönüdür. Ekonomi politiği yalnızca “bilim” olarak görenlerin sürekli şaşkınlık içinde olmalarının temel nedeni budur.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-e6a6ab504910781c91b0d0b95bc0ef86">HATIRLATMA: MALİYE POLİTİKASI NASILDI?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">2018 yılındaki kur şokuna faiz artışıyla cevap verildiğinde kamu harcamaları daralmamıştır. 2021 yılı kur şokuna KKM ile cevap verilmesinin ardından ise kamu harcamaları azalmıştır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/13.-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Genel-Yonetim-Harcamalari-Trilyon-TL.png" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="724" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/13.-Yillik-4-Ceyrek-Birikimli-Genel-Yonetim-Harcamalari-Trilyon-TL-1024x724.png" alt="" class="wp-image-11050" style="width:840px"/></a></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek Katma Değer Nedir? Türkiye&#8217;de Yüksek Katma Değerli Sektörler: 2021/Q4-2024/Q1</title>
		<link>https://sanayilesmeliyiz.com/yuksek-katma-deger-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN KUTLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2024 14:22:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[C. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE POLİTİK ÇERÇEVE]]></category>
		<category><![CDATA[C.1.Türkiye’de Yapısal Sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sanayilesmeliyiz.com/?p=4591</guid>

					<description><![CDATA[Hizmetler sektöründe istihdam başına katma değer imalat sanayi sektöründeki katma değerden daha yüksektir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-10bd76f0c66b14a61a9d257965508969" style="background-color:#008b00">YÜKSEK KATMA DEĞER NEDİR?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yüksek katma değer ifadesi, <strong><em>istihdam başına katma değerin </em></strong>yüksek olduğunu ifade eder. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İstihdam başına katma değeri hesaplamak için iki şeye ihtiyacımız var:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Sektörlere Göre İstihdam</li>



<li>Reel GSYH (Üretim Yöntemiyle)</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Her iki veriye TÜİK&#8217;ten ulaşılabilir. TÜİK&#8217;teki veriler çeyrekliktir. İstihdam verisini yıllığa dönüştürmek için bu verilerin 4 çeyrek ortalaması, sektörel reel katma değerleri yıllık veriye dönüştürmek için bu verilerin 4 çeyrek toplamı alınarak çeyreklik frekansta yıllık seriler elde edilir. Daha sonra ilgili tarihe ait yıllık reel üretim değeri aynı tarihe ait yıllık istihdam değerine bölünerek o tarihteki yıllık istihdam başına reel katma değerlere ulaşılır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-white-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-33f51e681a811a20a1b38fd82c5b0560" style="background-color:#0274be">Türkiye&#8217;de Yüksek Katma Değerli Sektörler</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki tabloda istihdam başına reel üretimler sunulmuştur. Mart 2023-Mart 2024 döneminde İstihdam başına GSYH 70.413 TL, üretim üzerindeki net vergileri dışarıda bıraktığımızda ise istihdam başına toplam üretim 61.454 TL&#8217;dir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki grafikten görüleceği üzere İmalat Sananyiindeki istihdam başına katma değer (59.426 TL) İnşaat sektöründen (54.148 TL) %9,75 daha fazladır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/07/Istihdam-Basina-Katma-Deger-Sektorlere-Gore-.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="289" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/07/Istihdam-Basina-Katma-Deger-Sektorlere-Gore--1024x289.jpg" alt="İstihdam Başına Katma Değer, Sektörlere Göre-" class="wp-image-4620"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki tabloda sektörlerin yıllık istihdam başına reel katma değeri, istihdam başına reel GSYH değerine oranlanarak sıralı olarak verilmiştir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, aşağıdaki tablo Türkiye&#8217;de yıllık istihdam başına reel GSYH değeri 1 kabul edildiğinde sektörlerin yıllık istihdam başına katma değerlerinin değerlerinin kaç olduğunu göstermektedir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><a href="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/07/Yuksek-Katma-Degerli-Sektorler-Yuksek-Katma-Deger-Nedir.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="337" src="https://sanayilesmeliyiz.com/wp-content/uploads/2024/07/Yuksek-Katma-Degerli-Sektorler-Yuksek-Katma-Deger-Nedir-1024x337.jpg" alt="Yüksek Katma Değerli Sektörler, Yüksek Katma Değer Nedir" class="wp-image-4590" style="width:840px;height:auto"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://www.tuik.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TÜİK</a></figcaption></figure>
</div>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
