Bugünün dev ihracatçılarına baktığınızda, aslında dünün o kabuğunu kırmaya çalışan ithal ikameci aktörlerini görürsünüz. Hepsinin kökleri birbirine benzer: Ya babadan kalma yağlı bir atölye ya da üç-beş kişinin omuz omuza verdiği mütevazi bir işletme… Bu firmaları ihracatçı ya da ihracatçı değil diye ayırmak pratik değil, tamamen ideolojik bir yaklaşımdır. Bu tür ayrımlar üzerinden şekillenen uygulamalar, bir noktadan sonra siyasetin başına sorun açar.

Yıllar önce heyecan verici bir proje uygulamaya konuldu. Herkes oldukça umutluydu. Ankara’dan Doğu Anadolu’ya hareket etmeden önce arkadaşlara bu işin yürümeyeceğini söyledim. Şaşkınlıkla nedenini sordular. Ortaya konan kaynağın çok sınırlı, buna karşılık girişimci talebinin son derece yüksek olduğunu ifade ettim. Bu yüzden yaklaşan seçim sürecinde bunun ciddi bir kırgınlık yaratacağını ve siyasetin bunu taşıyamayacağını ekledim.

Sahada bir hafta çalıştık, ardından Ankara’da aylar süren çalışmalar devam etti. Süreç tamamlandı, her şey yolunda görünüyordu. Ancak beklen(me)dik bir gelişme yaşandı: Proje iptal edildi ve farklı bir yapıya dönüştürüldü—bir tür genel teşvik mekanizmasına. Yatırımcılar toplu bir hayal kırıklığı yaşadı. Ama alternatif senaryoda derin bir ayrımcılık hissi oluşacaktı ve bu açıdan bakıldığında siyaset zor ama doğru bir karar vermişti.

Bir yatırımcı,

— Uyudum, uyandım, bir rüya görmüş gibiyim.

Başka bir yatırımcı,

—Şimdi biz bu yatırımları nasıl yapacağız? Lütfen bize bir akıl verin…

Aslında proje son derece nitelikliydi; yatırımcılar büyük bir heyecan içindeydi ve hemen hemen tamamı KOBİ ölçeğindeydi. Kaynak miktarı artırılabilseydi, bu projenin hayata geçirilmesi bugün Doğu ve Güneydoğu’daki KOBİ’lerin yapısını önemli ölçüde farklılaştırabilirdi. Girişimciler para istemiyordu, istedikleri tek şey uygun vade ve finansman imkanıyla makine ve teçhizat yatırımlarıydı ve zaten para da verilmeyecekti bu makinelerin ödemesi yapılacaktı diye hatırlıyorum. Bu girişimler varlarını yoklarını, her şeylerini işlerine yatırmış insanlardı. Çok güzel projeler vardı ama Devlet dışında herhangi bir finansal kuruluş bu projeleri finanse edemezdi.

Sonuç olarak anlatmak istediğim şey şu:

Bir ekonomi politikası ya da proje tasarlanırken ilk sorulması gereken, bunun siyaseten uygulanabilir olup olmadığı ve ne tür siyasi sonuçlar doğuracağıdır. Eğer bu sorulara verilen yanıtlar olumsuzsa, proje mutlaka siyasi gerçekliklerle uyumlu hale getirilmelidir.

Bu hikayeden yıllar sonra…

Başka bir proje…

Ben,

—Bu uygulama talimatını kim yaptı?

Cevap,

—Ne uygulama talimatı, bizim bilgimiz yok. Ne oldu?…

Ben,

— Başımız dertte…