EKONOMİ POLİTİK NOTLARI
Türkiye ekonomisini sanayileşme, kalkınma, üretim, dış ticaret ve bölüşüm ilişkileri üzerinden inceliyorum. Bu sayfada güncel verilere ilişkin kısa notlarımı ve ekonomi politik değerlendirmelerimi bulabilirsiniz.
Paylaş
Faiz mi, Krediye Erişim mi?
Reel sektör açısından temel sorun yüksek faiz oranları mı, yoksa krediye erişim engeli mi? Krediye erişim imkânı bulunan firmalar için ana mesele şüphesiz yüksek faiz oranlarıdır. Ancak krediye erişemeyen firmalar için öncelikli sorun faizin seviyesi değil, kredinin bizzat kendisine ulaşamamaktır. Medyada krediye erişim imkânı olan büyük yapılar… Devamını oku
Reel sektör açısından temel sorun yüksek faiz oranları mı, yoksa krediye erişim engeli mi?
Krediye erişim imkânı bulunan firmalar için ana mesele şüphesiz yüksek faiz oranlarıdır. Ancak krediye erişemeyen firmalar için öncelikli sorun faizin seviyesi değil, kredinin bizzat kendisine ulaşamamaktır.
Medyada krediye erişim imkânı olan büyük yapılar kamuoyunu yönlendirme imkânına sahip olduğu için, aslında reel sektörün çoğunluğu için “erişim” odaklı olan bu problem, çoğunlukla “faiz yükü” parantezine alınarak dile getiriliyor. Haliyle tüm dikkatler faiz oranlarına yoğunlaşırken, problemin asıl boyutu gölgede kalıyor.
Tam da bu noktada sormak gerekir: Reel sektörün “öncelikli” sorunu gerçekten faiz midir?
Eğer temel problem krediye erişimse, faiz oranlarını düşürmenin reel sektörün problemlerinin çözümüne katkısı sınırlı olacaktır. Çünkü krediye erişemeyen firmalar, faizler düşse dahi faaliyetlerini sürdürebilmek için gerekli olan paraya ulaşımı sınırlı kalmaya devam edecektir.
Paylaş
Finansal Kesim Dışındaki Özel Kesime Verilen Krediler
Çin’de bankaların finansal kesim dışındaki özel kesime verdiği kredilerin GSYH’ye oranı yaklaşık %200. Türkiye’de ise bu oran yalnızca %35 civarında.
Paylaş
Cari Açık
Biz, cari açık verdiğimiz için dış kaynağa ihtiyaç duyan bir ülke değiliz; aksine dış kaynağa erişebildiğimiz için cari açık veriyoruz. Oysa dış kaynaklarla cari fazla da üretilebilirdi; bu, belki de bir tercihti.
’Belki de’ diyorum; çünkü Ortodoks politik perspektif, bir ülkenin kalkınmasıyla asla ilgilenmez.
Paylaş
AB’nin Türk Sanayisi Kaygısı
Avrupa Birliği, Türk sanayisinin yükselişinden ve günden güne artan rekabet gücünden endişe duyuyor. Özellikle Çin’e karşı uygulanan korumacı ticaret politikalarının ve gümrük bariyerlerinin, Türk sanayicileri için son derece faydalı bir pazar alanı yaratacağı öngörülüyor. Öte yandan bu durum, bölgesel yatırımlarda farklı bir dinamiği beraberinde… Devamını oku
Avrupa Birliği, Türk sanayisinin yükselişinden ve günden güne artan rekabet gücünden endişe duyuyor. Özellikle Çin’e karşı uygulanan korumacı ticaret politikalarının ve gümrük bariyerlerinin, Türk sanayicileri için son derece faydalı bir pazar alanı yaratacağı öngörülüyor.
Öte yandan bu durum, bölgesel yatırımlarda farklı bir dinamiği beraberinde getiriyor: Japonya ve Güney Kore gibi Doğu Asyalı yatırımcılar, Türkiye’nin sunduğu bu potansiyele rağmen doğrudan AB üyesi ülkelere yatırım yapmayı tercih ediyor. Bunun temel sebebi, Türk sanayisinin gelişimiyle birlikte AB ile Türkiye arasında yaşanabilecek olası çıkar çatışmaları ve sertleşen rekabet ortamının ortasında kalmama isteği olabilir.
Paylaş
Yeni Dönemde ABD’den Türkiye’ye Doğrudan Yatırımlar Artabilir mi?
Yeni dönemde uygulanması beklenen gümrük tarifeleri sonrasında, ABD’li firmaların yüksek teknoloji yatırımlarını kendi ülkelerine geri çekmeleri durumunda; ABD’nin düşük teknolojili ve emek yoğun sektörlerden çıkması gerekebilir. Bu durum, söz konusu üretim kollarında yeni bir pazar arayışını tetikleyebilir. Güncel tabloya bakıldığında, ABD’nin Tü… Devamını oku
Yeni dönemde uygulanması beklenen gümrük tarifeleri sonrasında, ABD’li firmaların yüksek teknoloji yatırımlarını kendi ülkelerine geri çekmeleri durumunda; ABD’nin düşük teknolojili ve emek yoğun sektörlerden çıkması gerekebilir. Bu durum, söz konusu üretim kollarında yeni bir pazar arayışını tetikleyebilir.
Güncel tabloya bakıldığında, ABD’nin Türkiye’de Avrupa Birliği ülkeleri kadar belirgin bir doğrudan yatırımı bulunmasa da güçlü bir finansal yatırım (sıcak para) trafiği mevcuttur. Ancak bu dinamik değişebilir. Özellikle dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi olan BlackRock’ın CEO’su Larry Fink’in Türkiye ziyareti, bu stratejik arayışın ve potansiyel yatırım kaymalarının önemli bir işareti olarak değerlendirilebilir.
Paylaş
Ekonomik Suç
Denetimli bir ekonomide ‘suç’ olarak tanımlanan ekonomik faaliyetler, serbest piyasa düzeninde suç teşkil etmez. Ancak serbestleşme, bu işlemlerin doğasını değiştirmez; aksine, daha önce kayıt dışı veya yasa dışı yürütülen süreçlerin yasal bir zemine taşınarak devam etmesini sağlar.
Paylaş
Ortodoksinin Çıkmazı
Türkiye ekonomisinin kurumsal mimarisi, temel olarak ortodoks iktisat öğretisi üzerine inşa edilmiş olmasına rağmen; mevcut uygulamalarda “rasyonel ve ortodoks” bir politika seti dahi tam anlamıyla hayata geçirilememektedir. Faiz oranlarının seviyesinden bağımsız olarak; mevcut politika tasarımları ya geçmişten gelen hataların bir sonucu ya da yük… Devamını oku
Türkiye ekonomisinin kurumsal mimarisi, temel olarak ortodoks iktisat öğretisi üzerine inşa edilmiş olmasına rağmen; mevcut uygulamalarda “rasyonel ve ortodoks” bir politika seti dahi tam anlamıyla hayata geçirilememektedir.
Faiz oranlarının seviyesinden bağımsız olarak; mevcut politika tasarımları ya geçmişten gelen hataların bir sonucu ya da yüksek faiz maliyetlerini hafifletmeye yönelik geçici ‘yama’ çözümlerden ibarettir.
Peki, neden günümüzde standart ortodoks politikalar dahi tam anlamıyla uygulanamıyor? Bu sorunun cevabı, sanılanın aksine sadece bugünkü tercihlerde değil; geçmişte uygulanan ortodoks politikaların biriktirdiği devasa maliyetlerde ve bu politikaların yarattığı kırılganlıklarda yatmaktadır.
Paylaş
Ortodoks Dezenflasyon
Ortodoks dezenflasyon sürecinde, tüketimin faize dayalı bileşeni sınırlıysa ve enflasyonun temel nedeninin talep olduğu varsayılıyorsa —ki bu çoğu zaman analitik bir tespitten ziyade bir inanç niteliği taşır— programın hedeflerine ancak gelirleri gerileterek ulaşılması mümkündür. Çünkü ancak bu yolla gelire dayalı tüketim baskılanabilir. Gelire da… Devamını oku
Ortodoks dezenflasyon sürecinde, tüketimin faize dayalı bileşeni sınırlıysa ve enflasyonun temel nedeninin talep olduğu varsayılıyorsa —ki bu çoğu zaman analitik bir tespitten ziyade bir inanç niteliği taşır— programın hedeflerine ancak gelirleri gerileterek ulaşılması mümkündür. Çünkü ancak bu yolla gelire dayalı tüketim baskılanabilir.
Gelire dayalı tüketim zaten düşükse geriye servete dayalı tüketim kalır. Ancak ortodoks dezenflasyon şablonunda servet dağılımından söz etmek, bu yaklaşımın iktisat bilimi anlayışından adeta aforoz edilmek anlamına gelir. Bu nedenle program tasarımı, en kritik değişkenlerden biri olan servet dinamiklerini bilinçli biçimde tartışma dışında bırakır.
Paylaş
Cari İşlemler Dengesi
Haziran 2023-Temmuz 2026 döneminde Türkiye ekonomisinin mal (-213,9) ve hizmet (+195,2) dengesi toplamda -18,7 milyar dolardır. Ancak bu dönemde cari işlemler dengesi -84,1 milyar dolardır.
Paylaş
ABD ve Çin
2008 yılında Minqi Li, Yükselen Çin ve Kapitalist Dünya Ekonomisinin Çöküşü adlı kitabında, “Kapitalist dünya ekonomisi Çin ve Hindistan’ın yükselişini gerçekten taşıyacak bir güce sahip mi?” diye sormuştu. Günümüzde yeniden alevlenen gümrük vergisi tartışmaları, Minqi Li’nin o dönemde ne kadar yerinde bir soru ortaya koyduğunu açıkça gösteriyor.
Paylaş
Dış Ticaret | Temmuz 2026
Tüketim malları dış talebi kötü, ancak “TÜFE ile düzeltilmiş ulusal para birimi cinsinden” fiyatları ucuzlayan ithal tüketim malları talebi de kötüleşmeye başlamış.