Doğum izninin 24 haftaya çıkarılması, ilk bakışta sosyal politika açısından olumlu bir adım gibi görünse de, maliyet paylaşımı net biçimde tanımlanmadığı sürece iş gücü piyasasında istenmeyen sonuçlar doğurma riski taşır. Bu nedenle mesele yalnızca sürenin artırılması değil, bu sürenin ekonomik yükünün nasıl dağıtılacağıdır.

Eğer maliyetin tamamı firmalara yüklenirse, işletmelerin rasyonel davranışları devreye girer. Bu durumda firmalar, potansiyel doğum izni maliyetini minimize etmek amacıyla doğurganlık çağındaki kadınları işe alırken daha temkinli davranabilir. Daha ileri senaryoda, mevcut çalışanlar açısından da işten çıkarma veya sözleşme yenilememe gibi kararlar, maliyet karşılaştırmaları üzerinden şekillenebilir. Bu tür tepkiler, politika hedefinin tersine, kadınların iş gücü piyasasındaki konumunu zayıflatabilir.

Alternatif olarak maliyetin sosyal güvenlik sistemi, kamu bütçesi ve işveren arasında paylaşılması, bu tür yan etkileri sınırlamak açısından daha dengeli bir yaklaşım sunar. Özellikle doğum izni gibi toplumsal fayda üreten bir uygulamanın maliyetinin yalnızca işverene bırakılması, mikro düzeyde rasyonel ama makro düzeyde sorunlu sonuçlar doğurabilir.

Mevcut durumda dahi işverenler arasında bu tür yükümlülüklere yönelik rahatsızlıkların olduğu biliniyorken, ilave 8 haftalık sürenin maliyet yapısını daha da hassas hale getirmesi muhtemeldir. Bu nedenle politika tasarımında yalnızca süre artışı değil, teşvik mekanizmaları, maliyet paylaşımı ve iş gücü piyasası üzerindeki dolaylı etkiler birlikte değerlendirilmelidir.