Kalkınmanın Gizli Anahtarı: Tarifeler ve Ortodoks Kuşatma
Donald Trump, attığı radikal adımlarla Türkiye ekonomisinin serbest ticaretle olan göbek bağını kesmiştir. Öte yandan, geçmişte Türk sanayisinin gelişiminde yapısal bir engel teşkil eden Gümrük Birliği nedeniyle, ihracat pazarlarımızla olan stratejik bağımız bugün halen varlığını korumaktadır.
İşte tam da bu yüzden, yeni dünya düzeninde Avrupa Birliği’nin en temel sorunlarından biri, yükselen Türk sanayisi olacaktır. Bu noktada AB’nin duymuş olduğu derin kaygıyı doğru analiz etmek gerekir. Nitekim AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen‘in şu beyanı, bu jeopolitik çekinceyi açıkça ortaya koymaktadır:
“Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki; Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin.”
Ancak unutulmamalıdır ki; gümrük tarifeleri tek başlarına bir ülkenin kalkınması için yeterli değildir; onlar kalkınma yolculuğunda kullanılan geniş araç setinin sadece bir parçasıdır. Yalnızca fiyat istikrarı sağlanınca ülkenin kendiliğinden kalkınacağı hayaline kapılan “ortodoks” yaklaşım gibi, gümrük tarifeleri gelince kalkınmanın otomatik olarak gerçekleşeceği yanılgısına da düşülmemelidir. Tarifeler; serbest ticaret altında tıkanan üretim politikalarının yeniden işler hale gelmesini sağlayan stratejik bir anahtardır.
Merdiveni Tekmelemek: Tarihsel Tekerrür
Bugün gelişmekte olan ülkelere “serbest ticaret” ve “ortodoks politikalar” dayatan küresel güçlerin kendi tarihleri, bugünkü söylemleriyle tamamen çelişmekte olduğu unutulmamalıdır. Ha-Joon Chang’ın ifadesiyle, bu güçler zirveye ulaştıktan sonra başkalarının tırmanmasını engellemek için “merdiveni tekmelemektedirler.”
ABD Başkanı Ulysses S. Grant’ın (1868-1876) şu sözleri, bu tarihsel ikiyüzlülüğü açıkça ortaya koymaktadır:
“İngiltere, asırlar boyunca korumacılığa dayanmıştır; hatta korumacılığı en uç noktaya kadar götürüp bundan tatmin edici sonuçlar elde etmiştir. Hiç kuşkusuz, İngiltere bugünkü gücünü bu sisteme borçludur. İki yüzyıl sonra, İngiltere serbest ticareti kendi işine geldiği için benimsemiştir çünkü korumacılığın artık ona getirebileceği fazla bir şey kalmadığını düşünmektedir. Pekala, o zaman, beyler, ülkem hakkındaki bilgilerim beni 200 yıl içinde Amerika’nın da korumacılıktan elde edebileceği şeyleri elde ettikten sonra serbest ticarete geçeceğine inandırmaktadır.”
(Kaynak: Frank, 1967: 164’ten aktaran Ha-Joon Chang, Merdiveni Tekmelemek: Tarihi Bir Perspektif İçinde “İyi Politikalar” ve “İyi Kurumlar”, Neoliberal Küreselleşme ve Kalkınma, Fikret Şenses, s.99)
Bu geçiş döneminde ortodoks düşünce, aslında yalnızca bir vitrinden ibarettir ve zamanı geldiğinde bir kenara bırakılacaktır. Ancak diğer yandan Batı siyaseti, Türkiye’nin kalkınma hamlelerini dizginlemek amacıyla bu ortodoks dünya görüşünü farklı biçimlerde canlı tutmak için elinden geleni yapacaktır. Bu asla hafife alınmamalıdır.


